|
SİVAS EFSANELERİ
|
|
12-29-2007, 10:01 AM
(Bu Mesaj 05-12-2008 10:46 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : KAFKASKAR.)
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
SİVAS EFSANELERİ
EFSANELER Bir müddet sonra kızın ibrik ile abdest aldığını görür, daha sonra kız kaybolur. İhtiyar köylü, durumu diğer köylülere anlatır. Bu hadiseye önceleri anlam veremeyen köylüler de bu kızı orada dolaşırken, abdest alırken ve değişik durumlarda görmeye başlarlar. Deliktaş köyünden getirilen taş ve ağaç malzemelerle türbesini yaparlar. Civar köyler arasında bu tekkeye “Kızlar Tekkesi” denilmektedir. Kızlar denilmesinin sebebi ise burada bir değil birden fazla kız evliyanın bulunması inancına bağlanıyor. (alıntı) 19. TATARMIŞ BABA: Tatarmış Baba’nın türbesi, Kangal’ın Deliktaş köyündedir. HALK İNANCI: Bölge insanının inancına göre Perşembe akşamları, kandil geceleri ve mübarek aylarda zaman zaman yatırın başında ışık yanarmış. Yine yatırın bulunduğu yerdeki ev sahipleri, beyaz elbiseli, beyaz sarıklı, ak sakallı bir ihtiyarın abdest aldığını ve bazı konuşma seslerinin duyulduğunu söylemektedirler. 20. TAŞLAŞMIŞ DÜĞÜN ALAYI: Taşlaşmış düğün alayı Sarıpınar ile Kızıleniş köyleri arasındadır. Eskiden ulaşım aracı develermiş. Günümüze dek bu olaydan sadece deve şeklinde bir kaya kalmıştır. EFSANE: Efsaneye göre, yayladan geçen gelin alayı bilinmeyen bir sebepten taş kesilmiştir. 21. TİLKİ HÜYÜK: Tilki Hüyük köyü, Kangal’ın batısında ve ilçeye 45-50 km. uzaklıkta bulunan küçük fakat şirin bir köydür. Bu köyün alt yamacında yine kendisi gibi küçük, fakat ilkbahar ayları taşkınlıklar yapan bir derecik akar. EFSANE: Efsaneye göre zamanında bu köye ilk yerleşen adam, üç kızı ve karısıyla yalnız başına yaşar ve çiftçilikle geçinirmiş. Tarladan döndüğü bir ilkbahar günü kızlarıyla karısını, derenin kenarında ağlaşırken görmüş. Dövüne dövüne ağlayan karısına ve kızlarına ağlamalarının sebebini sormuş. Büyük kız hıçkırarak anlatmaya başlamış. -Ben kocaya varırsam, çocuğum olursa, yürümeye başlarsa, sizi görmeye gelirsem; çocuğum da bu çayın kenarına gelir de düşer buğulursa… Vah benim başım, talihsiz başım… Diğerleri de bir ağızdan ona katılmışlar: - Değil mi ya? Ah bizim talihsiz kız, kaderi kara yazılan yavrumuz… Ah!... Birbirlerinin boynuna sarılıp ağıtlar söyleyerek ağlamışlar. Olan bitenleri sabırla izleyen baba, onlara sormuş: - Bitti mi? - Bitti… diye cevap vermişler. Babaları: - Tuuu… Allah belanızı versin… Aha ben gidiyorum, sizlerden aptalını buluncaya kadar köye dönmeyeceğim… Demiş. Bir turşu küpünün alt tarafını kırarak, üstü ile yola çıkmış. Nihayet bir köye varmış. Altı olmayan, iki tarafı açık küpü havaya dikip bağırmaya başlamış: - Antika satıyorum… antika satıyorum… Kadının biri önünü kesip sormuş: - Bu ne antikası? - Adam: Bak, demiş. Küpü havaya dikip kadına göstermiş: - Bak, şunu dikip içine bakınca gökyüzünü, geceleri de yıldızları görürsün… Kadın, kocasının sakladığı on altını verip küpü almış. Az sonra kadının kocası çıka gelmiş. Kadın, kocasını sevinçle karşılayıp, on altına satın aldığı küpü gösterip: - Bak demiş, bütün altınlarımızı verip bunu aldım. Antika bu… Antika bu… Bunu dikip yukarıya baktın mı gündüz gökyüzünü, gece yıldızları görürsün… Kocası, kadının elinden küpü kaptığı gibi yere çarpmış; saçına yapışıp kafasını yukarıya kaldırmış: - Bak bakalım gökyüzünü görüyor musun? - Görülmeye görülüyor ya küpün göstermesi başkaydı, diye söylenmiş. Kocası atına atladığı gibi altınları alan adamın peşine düşmüş. Epey sonra yetişmiş. - Selam ey yolcu… Buradan elinde on altın bulunan bir adam geçti mi? - Aha şimdi önümden geçti, demiş; adam kurnazca. Fakat siz ona yetişemezsiniz ki… - Niye? Diye, kızmış altının sahibi. - O yayan, siz atlısınız da ondan… - Amma da yaptın, at daha çabuk gider ya… - Gider gitmesine ya, o iki ayaklı olduğundan hemen çabucak “Bir, iki… bir iki…” der, gider. Senin atın dört ayaklı, “Biiir. İkiii… üççç… dörttt…” diye gidecek ki yetişmesine imkan yok. - Doğru, demiş adam; at sende kalsın, dönüşte alırım. Atından inen adam gösterilen tarafa koşmaya başlamış. Beriki yönünü değiştirerek bir başka köye gitmiş. -Tavuk alıyorum… Pahalı tavuklar alıyorum, diye bağırmış. Yine önüne bir kadın çıkmış: -Bende kırk tavuk, bir horoz var… Alır mısın? Demiş. Kadının evine varıp pazarlığı yapmışlar. Kadın kırk tavuğu yakalayıp denk etmiş, adama vermiş. Fakat bütün çabalara rağmen horozu yakalayamamış. Adam: -Canım, demiş; niye kendini boş yere yoruyorsun. Ben şimdi tavukları alıp gidiyorum. Eğer bunların bedelini getirirsem horozu verirsin, yok getiremezsem, horoz senin olsun. Kadın: -Hay Allah senden razı olsun; deminden beri boş yere yoruldum durdum, demiş. Adam tavukları alıp gitmiş. Biraz sonra tavukları satan kadının kocası gelmiş. Karısı, koşarak karşılamış. -Gözün aydın, demiş; tavukları bir pahalı sattım ki… Adam memnun olmuş. -Ver bakalım paraları, demiş. - Para alamadım ki!... - Niye?... Horozu vermedim. Parayı getirmezse horoz bizim. Yok tavukların bedelini getirirse horoz onundur. Ben enayi miyim? O, parayı tıpış tıpış getirecek… -Allah’ın sersemi diye bağırmış kocası hiddetle… Horoz eskiden de bizim değil miydi? - “Aboooo! Doğru ya…” demiş, kadın boynunu büküp. Onlar çekişe dursun, tavukları alan adam kendi karısıyla kızlarından daha aptalların bulunduğu sevinci içinde köyüne dönmüş. Ve şimdi o tek ev, 45-50 hanelik şirin bir köy olmuş. Hepsi de birbirinden akıllıymış. Adamın tilki gibi kurnaz oluşu nedeniyle de köyün adı Tilki Höyük olmuş. 22. UÇUK MAĞARA: Uçuk Mağara, Kangal ilçesine bağlı Yeniköydedir. Efsane: Efsaneye göre, çok eskiden Türklerle Hıristiyanlar birlikte yaşarlarmış. O zamanlar bu köy çok büyük bir yerleşim yeri imiş. Bu köyde Pazar kurulur, kayalık yerler oyularak ev haline getirilirmiş. O köyün ağası da çok büyük bir mağarada yaşarmış. Ağanın mağarası oldukça yüksek bir yerde imiş. Diğer evler derenin kenarındaymış. Ağanın oğlu çok hayırsız bir evlatmış. Babası üzüntüden ölmüş. Oğlu da babasının malını har vurup harman savurmuş. Bu adam ailesine acı çektirdiği gibi; köylünün de başına bela olmuş. Ağanın zulmünden halk isyan edecek olmuş. Ağa, köylünün tarlasını, bahçesini, hayvanlarını ellerinden zorla almış. İnsanların eli kolu bağlı, bu belayı yok edecek güçleri de yok. Sadece beddua eder olmuşlar. -Umarız, senin de elin ayağın tutmaz olur, bize ettiklerini bir bir çekersin. Evin, eşiğin başına tepsin, taş kesilesin. Çocuklarının gününü görmeyesin, yurdun yuvan dağılsın… Halk böyle bedduayla, ıstırapla gün geçire dursun, nihayet ahları tutmuş. Köyde büyük bir zelzele olmuş. O acımasız adam ettiklerini çekmiş. Köydeki hiçbir ev yıkılmadığı halde onun yaşadığı mağara yerle bir olmuş. Ağılı, ahırı, hayvanları telef olmuş. Ağa, yaptıklarına bin pişman, karısı ve çocuğuyla karşı dağın tepesinde olan bitenleri seyrederken taş kesilmiş. Bugün kucağında bir çocukla bir kadın, 15-20 metre ötesinde eli çenesinde bağdaş kurup oturmuş vaziyette bir erkek heykeli kayalardan oluşmuş; hiç zarar görmemiş bir şekilde durmaktadır. Ağa’nın mağarası depremde uçtuğu gibi, köylüler bu mağaraya Uçuk Mağara demişlerdir. 23. YARHİSAR GÖLÜ: Kangal’a bağlı Yarhisar köyünde küçük bir göl bulunmaktadır. HALK İNANIŞI: Yıllarca önce bu gölde değişik cisimler ve ışıklar görülür. Bu ışıklar genelde siyah (?), beyaz renklidir. Bütün köy halkı bunu merak eder. Köyde şaşkınlık ve korku yaratır. Bu göle giren veya düşen insanlar bir daha çıkamaz. Bir gün, köy halkının tabiriyle “Deli Mehmet”in göle girdiği görülür. Onu kurtarmak için göle atlayan adam da aniden kaybolur. Deli Mehmet gölden sapa sağlam çıkar. Bundan sonra Deli Mehmet’in göle girip çıktığı görülür. Kimsenin giremediği bu göl, Deli Mehmet’in ölümünden sonra kurur. 24. YEDİ KIZLAR TEPESİ: Anlatılan efsane Sivas’ın Kangal ilçesinin Mamaş köyü yakınlarındaki bir yaylada gerçekleşmiştir. EFSANE: Efsaneye göre o yöredeki bir adamın yedi tane kızı varmış. Hiç erkek çocuğu olmamış. Yaz gelince adam, eşi ve yedi kızı yaylaya çıkarmış. Gel zaman git zaman kızlar evlenme çağına gelmişler. Adam ne zaman yaylaya çıksa gelinlik kızlarından biri hemen evlenirmiş. Bu böyle sürüp gitmiş. Adamın en son küçük kızı kalmış. Yine yaz gelip yaylaya çıkma zamanı gelince adam, bu kızının da evleneceği korkusuna kapılıp o yaz kızını yaylaya çıkarmamış. Koyunları yayma işini her zaman kızı yaparmış. Ancak bu sefer bu işi adam karısına vermiş. Bir rivayete göre koyunlar yayladan köye dönmüş ve kızı da alıp tekrar yaylaya gelmişler. Bu arada kız yaylada genç bir çobanla evlenmiş. Bu sebepten dolayı o yayladaki tepeye YEDİ KIZLAR TEPESİ denilmiş. O kızlar öldükten sonra o tepeye gömülmüşler. Evlenecek çağa gelen kızlar da, o yaylaya gider ve yayladaki küçük tepede dilek dilerler. 25. ZİYARET DAĞI (Yarhisar): Ziyaret dağı, Kangal ilçesine bağlı Yarhisar köyü arazisi içindedir. Dağ kutsallığını, eteklerinde bulunan bir mağaradan almaktadır. Çünkü bu mağarada ismi bilinmeyen bir yatır bulunmaktadır. Günümüzde eski önemini kaybetmesine rağmen hastası olanlar, cin çarpanlar, başında ve gözünde ağrısı olanlar burayı ziyaret ettikten sonra yanlarında getirdikleri tavuk, horoz, hindi veya kazı pişirip yerler. İsteklerinin yerine geleceğine inanırlar. 26. ZİYARET DAĞI (Yeşilkale): Ziyaret dağı, Kangal ilçesine bağlı Yeşilkale köyü arazisi içindedir. Hıdrellez, Muharrem ve ilkbaharda çıkılır. Havalar kurak gittiği zaman yağmur duası için gidilir. 27. ZİYARET (Bektaş Köyü): Bektaş köyü camisi ile Hacı Bektaş Veli’nin köylülerle vedalaştığı yer arasında 50 m kadar uzaklık vardır. Efsaneye göre; evliyalığı/sırrı ortaya çıkan Hacı Bektaş Veli, bu köyden ayrılmak zorunda kalır. Köylülere dua eder. Hacı Bektaş Veli’nin konuşma yaptığı yerin etrafı taş duvarla çevrilmiştir. Ziyaretin alt tarafından küçük bir dere geçer. Gelin kız baba evinden çıkıp ata bindirilince, üç defa at üstünde ziyaretin etrafı dolaştırılır. KOYULHİSAR EFSANELERİ: DUMAN BABA/1: Koyulhisar’dan çıkıp on iki-on üç kilometre kuzeye doğru ilerleyince Dumanlıca’yla karşılaşılır. Çok sık çam ve köknar ağaçlarının meydana getirdiği ormanlık tepe yaz bahar aylarında burcu burcu kekik kokar. Dumanlıca’da bir de yatır vardır. İsmi: Dumanlı Baba. EFSANE: Efsaneler göre Duman Baba, 1071 Malazgirt zaferinden sonra buralara kadar uzanan ilk Türk ordusunun kumandanı imiş. Bazılarına göre de İslam ordularının öncü komutanı… Her yıl Haziran başından Eylül sonuna kadar bölük bölük kervanlar, arabalar dolusu insan Duman Baba’yı ziyaret ederler. Büyük bir zevkle adaklarını yerine getirirler. Yaptıkları dualarda “Allah’ım bana nur topu gibi bir evlat ver, bir oğul ver, asker olup gittiğinde kurbanlar keseyim, dönüp geldiğinde rızan için oruçlar tutayım” derler. Kurbanlar kesilir, pilavlar pişirilir. Fakir fukara, bıkıncaya kadar yer içer. HALK İNANIŞI: Rus orduları Çardaklı’ya kadar gelir. İşte o günlerde Dumanlıca tepesinden bir nur direklenir, ardı arkası kesilmeyen patlamalar olurdu. Duman Baba darda kalan askerlerimize yardım eder. DUMANLI BABA/2: Dumanlı Baba yatırı Koyulhisar ilçesinin kuzeyinde adı ile maruf Dumanlıca Tepesi’ndedir. Kayaların üzerinde, etrafı taş duvarlarla çevrili bir yerdedir. 1243 Kösedağ Savaşı’nda Selçuklu ordusu, Moğollara yenilince, geriye çekilen askerlerin kumandanı olan Duman Baba, türbesinin bulunduğu yerde şehit olmuştur. HALK İNANIŞI: Halk arasında yedi kardeş oldukları söylenir. Kösedağ’da Kösebaba, Kelkit çayı kenarında Dumancak, Şeyhler Mahallesinin mezarlığındaki Ahmet Abdal… Duman Baba’ya her yıl yaz aylarında çeşitli köy ve kasabalardan gelen vatandaşlar kurban kesmeye ve dua etmeye gelirler. SÖYLENCELER: Birinci Cihan Savaşı sırasında, evliyanın bulunduğu tepeden top sesleri geldiğini, tepenin eteğinde ikamet eden Çakıl Çiftliği sahipleri ile ilçenin yaşlı kişileri söylemektedir. SÖYLENCELER: “Bir yaz günü kayınpederim, kayınvalidem, ben ve eşim Duman Baba evliyasına kurban kesmeye gittik. Kurbanı kestik. Kadınlar etli pilav hazırlarken biz erkekler bir çam ağacının dibine oturduk. Hava çok güzel ve bulutsuzdu. Aniden gökten öylesine uçak gürültüleri geldi ki, kulaklarımızı patlatan bu sesten kurtulmak için ellerimizle kulaklarımızın kapatarak başımızı kollarımızın arasına alıp yere yattık. Ömrümde böyle korkunç bir ses görmedim. Ses, beş dakika kadar devam etti. Yere kapanmış vaziyette kolumun altından etrafı gözetlemeye çalışıyordum; o ses küçük bir toz bulutu şeklinde evliyanın ihata duvarının içerisine girdi ve ses de kesildi.” (Turhan Arslan’ın tespitleri) SÖYLENCELER: Bir gece eşeğimiz akşam eve gelmedi. Babam, yatsı namazı sıralarında beni aramaya gönderdi. Köyün üzerinde, Duman Baba Tepesi tarafına doğru yürürken aniden önüme sakallı bir ihtiyar çıktı. Ben çok korktum. Bana “Korkma… Cebinden defter ve kalemini çıkar.” Dedi. Ben de küçük not defterimle kalemimi çıkardım. Bana, ‘Yaz!’... dedi. -Zina yapma, yalan söyleme, dedikodu yapma, haram yeme, bu sözlerime uy: korkma… Benim Duman Baba olduğumu unutma. Bunları dedikten sonra kayboldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında İlçe Müftüsü Hıfzı Hoca öncülüğünde Duman Baba’ya yağmur duasına giden Koyulhisarlılar, Ayran Pınarı mevkiinde iki yaşlı insana rastlarlar. Kafileye onlar da katılır. Duman Baba da dualar edilir. Kurbanlar kesilir, yemekler hazırlanırken, yolda onlara iltihak eden yaşlı zatın birisi eline ibriği alarak ormana gider. Aradan çok zaman geçmesine rağmen adam gelmez. Millet onu aramaya koyulur. Bulamazlar, yemekler hazır ama onun gelmesini beklerler. Aradan iki saat geçtikten sonra adam elinde ibrikle görünür. -Baba, neredeydin, diye sorduklarında: -Efendiler, bu tepenin üstü şehit mezarıyla dolu… Şu yukarıdaki köyün yanına gitmek zorunda kaldım, der. Yemekten sonra da rahmet yağmaya başladığından, bizimkiler sevine dursunlar, yaşlı adamların ikisi de kaybolurlar. Bunlar belki de ilçe hakının devamlı ziyarette bulunduğu, gittiği yer için mesajda bulundular. Etrafın kirletilmemesini istediler. (Cevat Fırat’ın anlattıkları) DUMAN BABA/3: Duman Baba’nın mezarı, Koyulhisar’a bağlı Dumanlıca’da bulunmaktadır. Dumanlıca adak yeri olarak her sene Temmuz-Ağustos aylarında ziyaret edilir. Adaklar kesilir ve dualar edilir. Duman Baba hürmetine Allah’tan yardım istenir. Fakat bazı cahil insanlar var. Bunlar Duman Baba’yı Tanrı gibi görmekten ve ondan yardım istenmekten çekinmezler. Bazıları da bunların ikisini de yapmazlar, karınlarını doyurmak için gelirler. Gelin Taşı: Koyulhisar ilçesinde, Mesudiye yolu üzerinde “Gelin Taşı” denilen bir kaya bulunmaktadır. EFSANE: Günün birinde efsanenin geçtiği yerde bir düğün olur. Bu düğün dillere destan bir düğündür. Ancak, gelin atının üstünde, düğün alayı arkada; herkes büyük bir mutluluk içinde gelini götürmektedirler. Gelinin kaynanası da o sırada bir kadınla konuşmaktadır. Ve ona: -Eğer bu gelin hayırlı ise evime götürmek nasip olsun; hayırsızsa, şu anda taş kesilsin, der. Kaynana bu sözü söyler söylemez orada bulunanlar taş olur. Efsaneye göre burada bulunan bir kayanın gelin olduğu ve arkasındaki küçük taşların da düğün alayı olduğu söyleniyor. HARAMİ DERESİ: EFSANE: Koyulhisar’ın Akpınar isimli bölgesinde bir saray varmış. Bu sarayın Kralı’nın bir kız bir de yeğeni varmış. Kızının ismi Sedef, yeğeninin ismi çobanların kahyalığını yaptığından dolayı Kahya imiş. Sedef ile Kahya birbirlerini seviyorlarmış. Fakat bu sevgiden Kral’ın haberi yokmuş. Yazları sarayın hayvanları Dumanlıca yaylasına götürülürmüş. Hayvanlar orada iyice otlatılırmış. Yayladaki hayvanlardan sağılan sütler 4-5 km. bir mesafeden boru ile saraya akıtılırmış. O zamanlarda dağlarda harami denilen vahşi dağ adamları yaşarmış. Bu vahşi dağ adamları bir gün Dumanlıca yaylasını basmışlar. Yayladaki çobanları öldürmüşler. Fakat Kahya’yı rehin almışlar. Kahya, Haramiler’e: - Bana biraz müsaade edin, biraz kaval çalayım ve iki rekat namaz kılayım, demiş. (Daha önceleri Kahya, dağların zirvesine çıkıp kaval çalar ve sevdiğine işaretler gönderirmiş. Sedef’te sarayın balkonundan görebildiğince Kahya’yı gözler ve Kahya’nın söylediği türküleri ve kavalın sesini dinlermiş.) Haramiler, Kahya’yı rehin aldıktan sonra keçi kılından örme iplerle sıkı şekilde bağlarlar. Kahya kavalını eline alıp çaldıktan sonra şunları söyler: Kara kancı kanlar kustu Kıl bağlar elimi kesti Haramiler yaylayı bastı Yetiş emmim kızı Sedef Sedef, her zamanki gibi balkona çıkar ve Kahya’nın sözlerini duyar. Derhal babasına haber verir. Kral, atlı askerlerini yaylaya gönderir. Fakat bu sırada Kahya, namazını da kılmıştır. Haramiler, Kahya’yı öldürürler. Askerler yaylaya geldiğinde iş işten geçmiştir. Haramilerin hepsini öldürürler, fakat Kahya’nın ölümüne engel olamazlar. Sedef, Kahya ile arasındaki aşkı babasına anlatır. Babası da haramilerin öldürüldüğü bu yere “HARAMİ DERESİ” adını verir. O günden bu yana derenin ismi değişmez. Harami Deresi olarak kalır. KÖR OLAN AVCI: EFSANE: Attığını vuran bir avcı, ava çıkar. Koyulhisar’ın Kurt Kuyusu denilen bölgesinde bir geyik görür. Hemen pusuya yatarak ona ateş eder. Ancak söylendiğine göre evliya olan, ancak avcıya görünmeyen kadın geyikten süt sağmaktadır. Avcının silah sesine ürken geyik, sütü devirir. Evliya kadın da: - Hay gözün kör olsun, der. Avcının o anda gözleri kör olur. KURDUN GÖTÜRDÜĞÜ ÇOCUK: EFSANE: Eski zamanlarda Koyulhisar’a bağlı bir köyde bir çocuk annesi ile birlikte yaşamaktadır. Bu çocuk gece yarısı olduğunda kendiliğinden uyanır ve annesinin kendisini dışarı çıkarması için ısrar eder. Ancak gece yarısı çocuğunun bu ısrarını anlamayan kadın, onu bırakır ve içeri gider. Anlatıldığına göre çocuk bir süre sonra yarı uyur vaziyette annesinin sırtına bindiğini zanneder. Ancak üzerine bindiği annesi değildir. Birden bire ortaya çıkan kurttur. Çocuk kutrun sırtında giderken başında bulunan bir nesne (anlatan göre şapka) yere düşer. Çocuk bunun üzerine: -Anne şapkam yere düştü, der. Ancak kurt onu karanlıkta dağa doğru götürür ve ikisi de gözden kaybolurlar. SİVAS EFSANELERİ ABDÜLVEHHAB GAZİ YATIRI: Abdülvehhab Gazi, Emeviler döneminde yaşamış ve İslam kuvvetleriyle Anadolu seferine katılmış ünlü bir ordu komutanıdır. Doğum tarihi belli değildir; Taberi ve İbnü’l Kesir, Abdülvehhab Gazi’nin H. 113 (M.731) yılında şehit düştüğünü belirtir. Abdülvehhab Gazi, Battal Gazi’nin ve Ahmet Turan Gazi’nin silah arkadaşıdır. Türbesi, Yukarı Tekke kayalıklarının üzerindedir. Abdülvehhab Gazi’nin Sivas’tan başka İznik, Elazığ ve Bayburt’ta da türbe ve makamları bulunmaktadır. MENKIBE: Menkıbelere göre, Abdülvehhab Gazi, Hz. Peygamber’in sancaktarıdır. O’nun duası ile uzun bir ömür yaşamıştır. Hz. Peygamber’e ait mübarek emanetleri yıllarca sonra Malatya’ya gidip Battal Gazi’ye teslim etmiştir. Daha sonra Battal Gazi ve Ahmet Turan Gazi, Anadolu’yu İslamlaştırmak için birlikte hareket etmişlerdir. Abdülvehhab Gazi, soğuk ılıca yakınlarındaki bir savaş sırasında Ahmet Turan Gazi ile birlikte şehit düşmüş; sel sularına kapılan mübarek vücudu uzun müddet Yukarı Tekke kayalıklarının altından akan ırmağın altında kalmış, görülen bir rüyadan sonra mübarek cesedi buradan alınarak, Yukarı Tekke’deki kabrine nakledilmiştir. GELENEK: Sivas halkının inacına göre Abdülvehhab Gazi Hazretleri Peygamberimizin bayraktarı sayılmakta ve bayraktarların piri kabul edilmektedir. İşte böyle bir inançtan doğan bir düğün geleneği vardır. Bu gelenek şöyledir: Oğlan tarafı gelini almak için başlarında bayraktarları, bayrağı çekmiş halde kızın bulunduğu köye veya mahalleye yaklaşırlar. Bunları kız tarafı karşılar. Kız tarafının bayraktarı, oğlan tarafının bayraktarına şöyle seslenir: Bayraktar bayrağını kaldır Yönünü kıbleye döndür Pirine bir salavat gönder Verelim Muhammed’e selavat, Sallu ala Muhammed Herkes Selavat-ı şerife getirir. Bu sefer oğlan tarafının bayraktarı, kız tarafının bayraktarına şöyle der: Kitap üstünde yazı Okurlar bazı bazı Pirimiz Abdülvehhab Gazi Verelim Muhammed’e Selavat Sallu ala Muhammed… Yine herkes Selavat-ı Şerife getirir ve kız tarafının bayraktarı, oğlan tarafının bayraktarına maniler şeklinde bilmeceler sorar. AKBAŞ BABA: Türbesi, Demirciler ardı Mahallesi 8. Sokaktaki Eğri Köşe denilen yerdedir. HALK İNANIŞI: İnanışa göre Akbaş Baba, bir Arap Evliyası imiş. Peygamber Efendimizin sancaktarı olarak buraya gelmiş. Bir savaş sırasında şehit düşünce sancağı Abdülvehbah Gazi elinden almış. O da şehit düştüğü yere gömülmüş. HALK İNANIŞI: Aradan zaman geçmiş. Akbaş Baba’nın mezarı kaybolmuş. Bir gün, mahalle sakinlerinden birinin rüyasına girmiş. Adama: -Benim mezarımın etrafını çevirin, demiş. Adam da: -Mezarının nerede olduğunu bilmiyorum ki, demiş. -Ben tayin ederim, demiş. Sabah bakmışlar ki; Akbaş Baba’nın ve diğer dört mezarın etrafı taşlarla çevrilip belli edilmiş. Rivayete göre; diğer dört mezarda oğlu, hanımı, gelini ve torunu yatmaktadır. HALK İNANIŞI: Türbenin yanındaki çeşmenin suyu eskiden akarmış. Akbaş Baba da sandukasından kalkar, çeşmeden abdest alıp tekrar türbesine girermiş. Mahalle sakinleri bu hadiseye çok kez şahit olmuşlardır. Bu türbeye üç-dört yaşına geldiği halde yürüyemeyen çocuklar getirilir. Bu yüzden Akbaş Baba’ya “KÜT EVLİYASI” denilmektedir. alıntı |
|||
|
12-29-2007, 10:38 AM
(Bu Mesaj 03-30-2008 08:23 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : KAFKASKAR.)
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
Cvp: SİVAS EFSANELERİ
YAMAÇTAKİ EJDERHA Çaygören ve Küpecik köylerine giden yolun kıyısındaki tepeciklerden birinin yamacında, aşağıya inen ejderhaya benzeyen bir taş vardır. Yörede bu taşa dair bir efsane anlatılır: Çok eskiden bu köyde yaşayan bir karı-koca, sabana koştukları bir çift öküzle tarlalarını sürerken tepeden bir ejderhanın üzerlerine geldiğini görür ve çok korkarlar. O esnada adam, 'Ey Allahım, bu musibeti başımızdan al. Ben de sana bir öküz kurban edeyim' der. Allah da ejderhayı taşa dönüştürür. Karı-koca evlerine döner ve öküzün birini kurban etmeden ertesi gün öküzleri ile tarlaya gelip çalışmaya koyulurlar. Derken birden bir gürültü kopar, bir de bakarlar ki dün taş kesen ejderha canlanmış, üzerlerine geliyor. Kadın kocasına sinirlenerek 'Dün sen öküzün birini kurban edeceğim dedin, ama etmedin. Şimdi öküzün birini buracıkta kendi ellerimle kurban edip köye dağıtacağım' der, ve öyle de yapar. Ejderha ikinci kez taşa dönüşür. Rivayete göre taş kesen ejderhanın burun deliklerinin birinden su, diğerinden de -çok eskiden- irin gibi bir sıvı sızarmış. Bu irinin, çiftin adadıkları kurbanı hemen kesmedikleri için sızdığı söylenir. İrinin sızdığını gören kimse artık hayatta değilse de, suyun aktığını gören çoktur. Son dönemlerde ejderhanın baş kısmı tahrip olarak bozulmuş; burnundan sızan su da kurumuştur. Ancak aynı kaynaktan beslendiği tahmin edilen ince bir su yamacın dibinde hala akmaktadır (alıntı) |
|||
|
06-11-2008, 07:45 AM
Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
RE: SİVAS EFSANELERİ
emeğine sağlık sivas için yararlı bir paylaşım
|
|||
|
06-11-2008, 07:53 AM
Mesaj: #4
|
|||
|
|||
|
RE: SİVAS EFSANELERİ
emeğine ve yüreğine sağlık abi
|
|||
|
06-11-2008, 07:59 AM
(Bu Mesaj 06-11-2008 08:20 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : doganay58.)
Mesaj: #5
|
|||
|
|||
|
RE: SİVAS EFSANELERİ
emeğine sağlık abiciğim
|
|||
|
06-11-2008, 09:07 AM
Mesaj: #6
|
|||
|
|||
Cvp: RE: SİVAS EFSANELERİ
BALACAN Yazılan:emeğine sağlık sivas için yararlı bir paylaşım çok sağol teşekkürler |
|||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| Sarı Yıldız Mavi Yıldız Türküsü | dilekizm_ksk | 4 | 103 |
09-22-2008 12:28 AM Son Mesaj: bjk_sivas |
|
| Sarı Yıldız Mavi Yıldız Türküsü | dilekizm_ksk | 0 | 39 |
09-15-2008 07:43 PM Son Mesaj: dilekizm_ksk |
|
| OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE SİVAS ALEVİLERİNDE KURT KÜLTÜ. | KAFKASKAR | 7 | 367 |
07-12-2008 12:29 PM Son Mesaj: foruMeleği |
|
| SİVAS MANİLERİ | KAFKASKAR | 5 | 1,377 |
06-11-2008 09:04 AM Son Mesaj: KAFKASKAR |
|
| SİVAS YÖRESİNDE DÜNÜR GEZME-KIZ İSTEME GELENEĞİ | Sabiha Serin | 18 | 500 |
04-30-2008 08:48 PM Son Mesaj: foruMeleği |
|
| SİVAS'LI YAŞLI NİNEMİZİN SİVAS ŞİVESİ İLE BAYRAM MESAJI | Sabiha Serin | 3 | 341 |
03-30-2008 09:08 AM Son Mesaj: BALACAN |
|





