|
RAMAZAN’I İDRAK EDERKEN KULLUK HESABIMIZI YAPTIK MI?
|
|
09-29-2008, 12:22 AM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
RAMAZAN’I İDRAK EDERKEN KULLUK HESABIMIZI YAPTIK MI?
Üç ayların girmesiyle yeni bir manevi bahara girmiş bulunuyoruz. Mübarek Recep ayından sonra Şaba-ı Şerifi-i de idrak ettik, elhamdülillah. Önümüzde ise rahmet ve mağfiret ummanı olan Şehr-i Ramazan var.
Bu güzel nimetlere bizi ulaştırdığı için Cenab-ı Hakk’a şükürler ediyoruz ama bu nimetlerin şükrünü yerine getirebiliyor muyuz? Kulu ile Rabbi arasında ince, latif ve sırlı bir iş olan ‘kulluk’, ‘abdiyet’ durumumuz ne halde? Biz Rabbimiz için ‘kuluyum’ diyoruz ama bakalım Rabbimiz bizim için ‘kulumdur’ diyor mu acaba? İbadet ve hayırların harmanlandığı böyle zamanlara, beklide en çok dikkat etmemiz gereken, kar ve zararımızı ortaya çıkarıp, gerçek durumumuzu görmeye çalışmak olmalı. Evet, normal zamanlarda bire on yazılan sevaplar, bu aylarda bire yediyüz, hatta Ramazan’da bir bin olarak yazılıyor. Kerem ve cömertlik sahibi Rabbimizin bu ikramlarından gereği gibi faydalanmak, senenin diğer aylarındaki zararımızı bu aylarda kapatmak, en büyük hedefimiz olmalı. Kendi kulluk muhasebemizi yapmadan, ’ben yaptım oldu’ mantığından şiddetle kaçınmalı, yarın mahşer gününde, amel defterimizin açılıp elimize verileceği anda, pişmanlık şokunu yaşamamak için hesabımızı hemen, şimdi yapmalıyız. Zira, ölümün ne zaman kapımıza dayanacağını bilemiyoruz. Kendi kulluğumuzu muhasebe etmenin bazı püf noktaları var. Mesela, bizden daha az amel sahibi olanlarla kendimizi kıyaslayıp kendimizi tatmin mi edeceğiz, yoksa, bizden daha çok ve ihlaslı amel yapanları mı örnek alacağız? Muhasebe noktasında başka önemli bir melse de muhasebe aletlerimiz, usulümüz. Rabb’imizle olan ilişkimizi hangi ölçülere göre gözden geçiriyoruz? Kendi ‘kulaktan dolma, nefisten sorma’ ölçülerimizle mi hareket ediyoruz; yoksa Hakk’ın bize gönderdiği elçilerinin öğrettiği kriterlere göre mi? Beklide, farkında olmadan, kendi dar ve basit hesaplarımıza göre, ibadet ve hizmetlerimizin hesabını yapıyor, günahlarımızı da bu hasenattan düşünce, yine kendi hesabımıza göre karlı duruma geçiyoruz beklide. Ama durum gerçekten öyle mi? Bizim nazarımızda olan hesapla, Hak katındaki hesap birbirini tutuyor mu peki? Bunu nereden bileceğiz, nasıl hesaplayacağız o zaman!... Kulluğun adab, kural ve inceliklerini, zahiri ve batıni yönlerini idrak etmedikten sonra, nefis muhasebemizi nasıl yapacağız? Basit matematiksel hesaplarda bile toplama, çarpma, çıkarma gibi hesap kurallarını bilmek zorunluyken, inceden de ince olan kulluk hesabını nasıl kuralsız ve ölçüsüz yapabiliriz? Kısaca, kulluk seviyemizin tespitinin hesabını hangi kriterlere göre yapacağız? İşte bize, gerçek bir muhasebenin ön şartlarını hazırlayacak temel ölçüler. “Ey İman Edenler! Allah’tan sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unutan ve bu yüzden de Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir. Cehennem ehliyle cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli isteklerine erişenlerdir.” (Haşir; 18-20) “Görüldüğü üzere Allah (c.c), müminlere önce takvayı emretmiştir. Çünkü takva, Allah katında ideal dindar olmanın tek ölçütüdür. Ve ardından takvaya ulaşma yolunu açıkladı bize. Bu yolun nefsi muhasebe etme olduğunu söyledi. Dedi ki: “herkes yarın için ne hazırladığına baksın.” Ve bunun ardından da müminlere yine takvayı emretti ki; bu, takvanın nefsi muhasebenin semeresi olduğuna işaret olsun diyedir. Ve daha sonra “Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” dedi. Bununla maksat müminleri teşvik etmektir. Yani sizin takvanızı da muhasebeyi nefsinizi de Allah çok iyi bilmektedir. Ve ayetin devamında da nefsi muhasebenin ihmalinin takvanın yokluğuna sebep olduğu gibi, Allah’ı unutmaya da sebep olacağını açıkladı. Allah’ı unutmak da insanın kendi nefsini unutmasına sebep olur. Ve o insan, en büyük erdem olan kendini tanıma erdemliliğinden mahrum kalarak kendini geliştiremez. Çünkü kişiliğinin kuvvet ve zaaf olarak ne durumda olduğunu bilemez. Ve zikrettiğimiz ayeti kerime, sonuç olarak insanın nefsini muhasebeye çekmemesinin, yoldan sapma ve isyan olduğunu ve bunun da insanı cehennem ehlinden kıldığını söyledi. Ve tabi ki muhasebeyi nefis yapanların muttakilerden olup, cennet ehlinden olacağını da açıkladı.” (Muhammed Salih Ekinci, Usve-i Hasene, s.13.) Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurur: “Akıllı insan, nefsini hesaba çekip ölümden sonra (ki hayat) için hazırlık yapandır. Aciz insan ise daima beşeri istek ve arzularının arkasından koşan ve bununla beraber Allah (c.c)’tan (cennete girmek gibi) büyük beklentileri olan insandır.” (Tirmizi, İbn Mace) Hadiste geçen “Aciz insan….” yerine başka bir rivayette “ahmak insan…” denmiştir. Peygamberimiz akıllı insanı; nefsini hesaba çeken ve ölümünden sonrası için çalışan diye tanıttığı gibi, ahmak ve aciz insanı ise muhasebeyi nefsi ihmal ettiği gibi, nefsinin peşinden de koşan diye tanıtmıştır. Hz. Ömer’in şöyle dediği rivayet edilir: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Tartılmadan kendinizi tartın. Ve o sunum günü (amellerin Allah’a sunulduğu âhiret günü) için hazırlanın.” Konu hakkında Allah (c.c) ta şöyle buyurur: “Ey İnsanlar! O gün hesap için huzura alınırsınız. Size ait hiçbir sır gizli kalmaz.” Takva ve Muhasebenin Ölçüleri “Takvanın aslı, nefis muhasebesidir.” (Ebu Muhammed Şenbeki) O, tavsiyelerinden birinde şöyle der: Mücahede, muhasebe ve yüksek azim sahiplerinin tecrübe ettiği on haslet var ki, onlara uyup yerine getirdiklerinde, Allah’ın izni ile yüksek makamlara ulaşmışlardır. • Kişi, doğru veya yanlış, ciddi veya şaka, Allah adına yemin etmemelidir. Buna dikkat edip nefsini ve dilini yemin etmemeye alıştırırsa Allah ona nur kapılarından birini açar, kalbinde bu işin faydasını anlar, derecesi yükselir, azmi güçlenir, basireti artar, dostları arasında övülür, komşuları ona saygı duyar; onu tanıyanlar işlerini ona danışır. • Ciddi veya şaka, yalandan sakınmalıdır. Nefsini ve dilini buna alıştırırsa Allah kalbine inşirah verir, ilmi saf ve şüphesiz olur. Öyle ki, yalanı bilemez hâle gelir. Başkasından hilaf-i vaki bir şey duyduğunda garipser ve ayıplar, onu bu işinden vazgeçirmeye çalışırsa sevap alır. • Bir konuda söz verdiğinde, yerine getirme/yapma imkânı olduğu sürece yani çok ciddi bir özrü olmadıkça caymaktan sakınmalıdır. Zira verilen sözden caymak yalanın bir çeşididir. Buna dikkat eden kişiye Allah cömertlik ve haya kapılarını açar, sadıkların sevgisini kazanır, Allah katındaki derecesi yükselir. • Hiçbir varlığa lânet etmemelidir. Bu, ebrar ve sadıkların ahlâkıdır. Böyle davranırsa, kazandığı iyiliklerle beraber Allah’ın koruması altında dünyadaki ömrünü güzel bir şekilde bitirir. Halkın eziyet ve kötülüklerinden korunur, Allah’ın ve kulların şefkat ve merhametini kazanır. • (Şahsen) zulme bile uğrasa, hiçbir varlığa düşmanlık beslememelidir. Zulmedene ne dili ne fiili ile karşılık vermemeli, yapılana Allah için tahammül etmelidir. Böyle davranmak kişiyi hem dünyada hem ukbada yüceltir, yakın-uzak bütün halkın sevgisini kazanır, duâları kabul olur ve izzet sahibi olur. • Ehl-i kıble olan hiç kimseyi kesin küfür, şirk veya nifakla itham etmemelidir. Bu, merhametli olmanın gereğidir ve Peygamber yoludur. Allah’ın rahmet ve rızasını kazandırır, azabından ve nefretinden de korur. Neticede kişi bütün varlığa merhametle yaklaşır. • Açık veya gizli herhangi bir günaha bakmamalı ve yeltenmemeli, bütün duygu ve organlarını korumalıdır. Âhiret’te karşılaşacağı sevaplara ek olarak dünyada, kalbi ve diğer duyguları ödüllendirmenin en kısa yolu budur. • Her hangi bir varlığa, az veya çok, eziyet ve sıkıntı vermekten sakınmalıdır. Tam aksine herhangi bir varlığın duçar kalabileceği sıkıntıları gidermeye çalışmalıdır. Bu, âbidlerin izzeti ve muttakilerin şerefidir. Bu yolla iyiliği emretme ve kötülüğü nehyetme de daha kolay olur. Kişinin gözünde bütün varlık eşit olur. Böyle davrananı Allah, fenâ, yakîn ve sika (sadece O’na güvenme, güvenilir olma) makamına yükseltir. İhlâsa en yakın davranış da budur. • Kulların elinde bulunan hiç bir şeye göz dikmemeli ve tamah etmemelidir. Zira en büyük izzet ve şeref, en halis gına (gönül zenginliği), en büyük mülk, en sadık yakîn, en doğru tevekkül budur. Zühdün kapılarından ve Allah’a güvenme yollarındandır. Bu yolla vera’a ulaşılır ve kişi kendini bütünüyle sadece Allah’a ayırmış olur. Zaten dindarlık da ancak bununla tamamlanır. • Ve tevazu... Mütevazı olanın hem Hakk hem halk katında şeref ve haysiyeti artar. Bu yolla hem din hem dünya işlerini kolaylıkla hâlleder. Aslında bu özellik bütün taatların özüdür. Bununla kul, salihlerin ve hem darlıkta hem genişlikte Allah’tan razı olanların makamına ulaşır. Tevazu, kişinin herkesi kendinden üstün görmesi ve “ola ki Allah katında bilemediğim üstünlükleri vardır.” şeklinde düşünmesidir. Meselâ muhatabın yaşı küçük ise “bu Allah’a hiç isyan etmemiş, ben isyankârım,” büyük ise, “bu benden önce Allah’a ibadete başlamış,” âlim ise, “buna daha çok nimetler verilmiş, ulaşamadığım makamlara çıkmış”, cahil ise, “bu bilmeden isyan ediyor, bense bildiğim hâlde günah işliyorum, kimin imanla öleceği de belli değil,” kâfir ise, “belki bu daha sonra imana gelir, bense küfre girebilirim.” şeklinde düşünmelidir. Bunun adı şefkattir.” (El-Ğunye, s: 187). (alıntı)........... |
|||
|
09-29-2008, 12:27 AM
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: RAMAZAN’I İDRAK EDERKEN KULLUK HESABIMIZI YAPTIK MI?
emeyine saglık güzel paylasım
|
|||
|
09-29-2008, 12:29 AM
Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
RE: RAMAZAN’I İDRAK EDERKEN KULLUK HESABIMIZI YAPTIK MI?
ALLAH razı olsun sabri gardaş.emeğine sağlık..
|
|||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| SAHABEDEN GÜNÜMÜZE İSLAM KARDEŞLİĞİ | SABRİ KÖNTEK | 2 | 63 |
09-20-2008 11:42 PM Son Mesaj: Mehmet kocsan |
|
| Eh bari buraya da Hollanda daki SIVASLi lar buyursun=)) | aLyAzMaLi | 29 | 1,135 |
09-06-2008 07:45 PM Son Mesaj: foruMeleği |
|
| hatay daki sivaslılar buyrun bakalım.. | ahsen | 2 | 130 |
08-12-2008 11:18 PM Son Mesaj: SİVASLI durmuş |
|
| Hollanda’da Sivaslılar madımağa yumuldu | seyfofen | 5 | 119 |
06-25-2008 08:36 AM Son Mesaj: Emrullah |
|
| Avusturya daki Gurbetciler !! | LeaDers | 9 | 328 |
06-13-2008 09:18 PM Son Mesaj: foruMeleği |
|
| fransa daki hemsehrilerim buyurun bakalim | atillabara | 1 | 212 |
04-25-2007 12:19 AM Son Mesaj: reyyan |
|





