|
Namazın Önemi
|
|
03-06-2008, 11:37 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Namazın Önemi
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"Namazı dosdoğru kılın, Allah'a karşı gelmekten sakının. Toplanacağınız yer O'nun huzurudur." (En'am; 72) İbn-i Mes'ud (R.A)'dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Her kim ahirette Allah'a müslüman olarak kavuşmak isterse şu namazlara devam etsin. Nerede çağrılırsa (ezan okunursa orada hemen cemaate koşsun.)" (Müslim, Ebu Davud, Nesai) Sonra İbn-i Mes'ud şöyle devam etmiştir: "Şüphesiz Allah sizin Peygamberinize Sünen-i Hüda (doğru yollar) meşru etti. Bu namazlarda Sünen-i Huda'dandır. Eğer siz cemaatten geri kalıp evinde kılanlar gibi, evlerinizde kılsanız elbette Hz. Peygamber (S.A.V)'in sünnetini (yolunu) terketmiş olursunuz. Hz. Peygamber (S.A.V)'in sünnetini terkedince de elbette sapıtmış olursunuz. Her hangi bir kişi güzelce abdest alır da şu camiilerden birine gitmeyi kasd ederse mutlaka Allah-u Teala o kişiye attığı her adıma karşılık bir hasene yazar, onu bir derece yükseltir ve bir günahını siler. Biz müslümanlar olarak bu namazları cemaatle kılardık, şüphesiz ben bizi şu halde görürdüm ki, cemaatten ancak münafıklığı belli olanlar geri kalırdı ve yine muhakkak ki, bir adam hastalığından kendi başına cemaate gelemediğinden iki kişiye dayanarak getirilir, safa dikilirdi." (Müslim, Ebu Davud, Nesai) Cemaat halinde kılınan namazların ilk tekbirine yetişmekte çok çok sevap vardır. Bütün dünya senin olsa, onların tamamını Allah yolunda harcasan, cemaatle kılınan namazın ilk tekbirine yetişmekle elde ettiğin sevabı alamazsın. Bu ahirzamanda, insanların kendilerini iyi kontrol etmeleri ve nefislerinin heva ve heveslerinden kurtulup Allah-u Zülcelal'in kapısına yönelmeleri zorunludur. Hz. Hasan (R.A) 'ın rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (S.A.V): "Size en çirkin hırsızlar kimlerdir, söyleyeyim mi?" buyurdu. Sahabelerin: "Kimlerdir ya Rasulullah?" diye sormaları üzerine: "Bunlar namazlarından çalanlardır." demiştir. Sahabelerin: "Namazdan çalmak, nasıl olur?" diye sormaları üzerine de şöyle buyurmuştur: "İnsan rüku ve secdeyi eksiksiz yerine getirerek, namaz kılmayınca namazından çalmış olur." " (İmam Malik) İbn-i Abbas (R.A)'ın anlattığına göre; kıyamet günü insanlar, cinler ve tüm ümmetler diz üstü çömelmiş saflar halinde bütün mahlukat bir meydanda toplanınca: "Bu gün aranızda şerefliler kimlerdir öğreneceksiniz! Her durumda Allah'a hamdetmeyi huy edinmiş olanlar ayağa kalksın!" diyen bir ses duyulur. Bunun üzerine böyle olan kullar ayağa kalkarak hemen cennete gönderilirler, arkasından ikinci kez şöyle bir ses duyulur: "Bu gün aranızda bulunan şerefliler kimlerdir öğreneceksiniz! Yanlarını yataklarından ayırarak (seher vakti teheccüde kalkarak) Rabb'lerine korku ve ümit içinde dua eden ve kendilerine verdiğimiz rızıkların bir kısmını başkalarına veren ayağa kalksın!" Bu nida üzerine böyle olan kullar hemen cennete gönderilirler. Daha sonra üçüncü kez şöyle bir ses duyulur: "Bu gün aranızdaki şerefliler kimlerdir öğreneceksiniz! Ne ticaretin ne alışverişin Allah'ın adını anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymadığı kimseler ayağa kalksın!" Bu çağrı üzerine böyle olan kullar ayağa kalkarak doğrudan doğruya cennete gönderilirler. Bu üç zümre cennette ki yerini aldıktan sonra, cehennemden çıkan bir boynuz, meydanda ki kalabalığa döner. Bu boynuzun keskin bakışlı ve düzgün sözlü dili vardır. Meydanda ki kalabalığa dönerek: "Ben Allah'ı ve O'nun Resulünü üzenleri yakalamakla görevlendirildim." diye seslenir. Bu sözlerin arkasından böylelerini yem devşiren bir kuş gibi kalabalığın arasından devşirerek toplar ve cehenneme atıverir. Sonra ikinci kez kalabalığa dönerek: "Bu minhale göre Allah'a şirk koşanları yakalamakla görevlendirildim." diye seslenir. Böyle der demez de böylelerini yem devşiren bir kuş gibi kalabalığın arasından devşirerek götürüp cehenneme atıverir. Bu ilk üç zümre cennete, ikinci zümre de cehenneme yerleştirildikten sonra amel defterleri dağılır. Mizan kurulur ve mahlukat hesaba çekilmeye başlanır. Anlatıldığına göre, vaktiyle şeytan insanlara görülürdü. İşte o asırlarda adamın biri ona: "Ya şeytan ne yapayım da senin gibi olayım?" diye sordu. Şeytan bu soru karşısında şaşırarak, adama: "Yazık sana, bu güne kadar hiç kimse benden böyle bir şey istemedi. Nasıl olur da sen istiyorsun?" dedi. Adam ısrar edince, şeytan: "Benim gibi olmak istiyorsan namazı umursama, bir de doğru yalan olduğuna bakmadan, bol bol yemin et." dedi. Adam şeytandan bu cevabı alınca: "Allah'a yemin ediyorum ki, bundan böyle hiç bir namazımı bırakmayacağım ve ne doğru ne de yalan hiç yemin etmeyeceğim." dedi. Adamın bu sözleri üzerine şeytan şöyle dedi: "Senden başka hiç kimse beni kandırarak bilgi alamamıştı. Ben de söz veriyorum ki bundan böyle hiç bir insan oğluna öğüt vermeyeceğim." Ebu Derda (R.A) bir defasında: "Allah katında en şerefli kullar güneşi ve ayı gözeten kimselerdir." dedi. Dinleyiciler: "Ya Ebu Derda müezzinleri mi kastediyorsun?" diye sorunca, Ebu Derda (R.A) şöyle dedi: "Namaz vaktini gözetleyen tüm müslümanları kastediyorum." Anlatıldığına göre, Sehl bin Abdullah Testeri, malını Allah'a ibadet yolunda harcıyordu. Bu yüzden, annesi ve kardeşleri Abdullah bin Mübarek'e varıp onu şikayet ettiler ve dediler ki: "Bu adam elinde hiç bir şey tutmuyor, günün birinde fakirliğe düşeceğinden korkuyoruz." Testeri'nin annesi ile kardeşlerinin endişelerine katılıp onlara yardımcı olmak isteyen Abdullah'a, Sehl şöyle cevap verdi: "Ya Abdullah şehirde oturan bir adam, köyde yer alıpta oraya yerleşmeye karar verirse, şehirde mal bırakır mı?" Testeri'nin bu sözleri üzerine, Abdullah bin Mübarek, Testeri'nin annesi ile kardeşlerine şunları söyledi: "Karşınızda ki adam demek istiyor ki, şehirden göçüp köye yerleşmek isteyen kimse şehir de hiç birşey bırakmaz. Buna göre dünyadan göçüp ahirete yerleşmek isteyen kimse, dünyada nasıl mal bırakabilir?" Öyleyse, aklı başında olan kimse, dünyada asgari geçim düzeyi ile yetinerek servet biriktirmekle oyalanmamalı. Tersine, olanca gücü ile kendisini ahiret amellerine vermelidir. Çünkü ahiret, yerleşme ve saadet yurdudur. Buna karşılık dünya, kalleş, fitneci ve geçici bir barınaktır. Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden de anlaşılıyor ki, dünya muhabbeti insanın helakına sebep oluyor. Allah onlardan razı olsun. Hakikaten bizden öncekiler; yaz olsun, kış olsun, gece namazına devam ederlerdi. Hatta bazı rvliyalar şöyle demiştir: "Allah yolunda süluk eden bir kimse, bütün gecelerini uyku ile geçirecek olursa, hiç bir feyz alamaz." Halbuki bir çok tasavvuf erbabı geçinen insan, bundan gaflete düşmektedir. Avamın ve dünya adamlarının yaptıkları gibi, bütün geceyi rahat döşekleri üzerinde uyumakla geçiriyorlar. Hatta bazıları bir zaruret bulunmadığı halde, sırf gafletle uyuyup, çok zaman cemaate gitmedikleri gibi, üzerlerine gün dahi doğup ziyana ve büyük azaba müstehak oluyorlar. Halbuki, Hz. Peygamber (S.A.V) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Size geceleri ibadetle meşgul olmayı tavsiye ederim. Gece namazı sizden önceki iyi ve dindar kişilerin adet ve edebi, Rabb'inize yaklaştırıcı, hatalarınızı affettirici, günahlardan alıkoyucu, aynı zamanda bedeni rahatsızlıklardan da tedavi edicidir." (Tirmizi) Hz. Peygamber (S.A.V) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "İnsan uyuduğu zaman şeytan kişinin ensesine üç düğüm atarak; her birinde sana, 'uzun uykular' der. Kişi uyanıp Allah'ın ismini anarsa bir düğüm, abdest aldığında ikinci düğüm, namaza durduğunda üçüncü düğüm çözülür. Böylelikle huzurlu ve temiz olarak sabahlar. Bunları yapmadığı zaman da tembel ve pis olarak sabahlar." (Buhari, Müslim, İmam Malik, Ebu Davud, Nesai) Rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (S.A.V)'in yanında, gece uyanmadan sabahlayan birinden bahsettiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber(S.A.V): "Şeytan onun kulağına işemiştir." buyurdu. (Buhari, Müslim, Nesai) Ömer bin Abdulaziz İslam halifesi idi. Aynı zamanda zahidler arasında sayılırdı. Cariyesi bir gün kendisine: "Ey Emirü'l-Mü'minin! Ben şaşırtıcı bir rüya gördüm." dedi. Ömer bin Abdulaziz: "Nasıl bir rüya gördün?" diye sordu. Cariye şöyle anlattı: "Gördüm ki, kıyamet kopmuş, insanlar da mahşer meydanında toplanmışlar. Terazi kurulmuş ve Sırat Köprüsü uzatılmış. Önce Abdülmelik bin Mervan'ı getirdiler ve kendisine: "Şu sırat köprüsünün üzerinden geç!" dediler. Ayağını Sırat Köprüsü'nün üzerine koydu, yürümek istedi ve bir iki adım atmadan cehenneme düştü. Bundan sonra Velid bin Abdülmelik'i getirdiler ve kendisine: "Şu sırat köprüsünün üzerinden geç!" dediler. Ayağını Sırat Köprüsü'nün üzerine koyar koymaz, cehennem ateşine düştü. Diğer halifelerin hepsi de böyle oldu. Ya Emirü'l-Mü'minin sonunda seni getirdiler." Cariye böyle derdemez, Ömer bin Abdulaziz, şiddetli bir şekilde bağırarak, çırpınmaya başladı. Tıpkı ağa giren bir canlı balık gibi, başını yere vurup duvara çarpıyordu. Diğer tarafta Cariye: "Vallahi, seni cennette gördüm. Sen Sırat Köprüsü'nü selametle geçtin." diye bağırıp duruyordu. Ne var ki, Ömer bin Abdulaziz, çırpınmasından vakit bulup onun anlattıklarını anlayamıyordu.Bizden öncekiler, o kadar amellerine ve ilimlerine rağmen, bir an olsun gaflete düşmekten ve ahireti unutmaktan hep korkmuş, bütün çabalarını ahiret için harcamışlar. Bizimde hiç değilse onları kendimize rehber edinerek, deryada bir damla kadarda olsa onlara mutaabat etmemiz lazımdır. Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin... Yine namaz; sahibi ile Azrail arasında şefaatçi, sahibinin mezarda ki kandili, üzerine yatacağı döşeği, Münker ve Nekir adlı sorgu meleklerine vereceği cevap ve kıyamet gününe kadar arkadaşıdır. Yine namaz; kıyamet günü sahibini altına alan gölge, ilk başının tacı, giyeceği elbise, önünde koşuşacak nur, cehennemle arasında gerilecek perde, Allah-u Zülcelal'in huzurunda mü'minlerin güvenilir dayanağı, mizanın iyilik kefesini baskın çıkaracak bir ağırlık, sırat köprüsünün geçiş belgesi ve cennetin anahtarıdır. Çünkü namaz, tesbihten, hamdden, ta'zimden, Kur'an okumaktan ve duadan meydana gelmiştir. En üstün amel vaktinde ve cemaatle kılınan namazdır. Allah-u Zülcelal, yedi kat gökleri yarattığı zaman onları meleklerle doldurdu. Onlar bir an dahi geri kalmamak üzere devamlı ibadet ederler. Allah-u Zülcelal her sema ehli için bir türlü ibadet belirledi. Bir kısmı, Sûr üfürülene kadar kıyam da dururlar. Bir kısmı rükû, bir kısmı secde, bir kısmı Allah'ın heybet ve azameti karşısında çırpınmakta, büyük melekler ve arş ehli, arş'ın etrafını tavaf edip, Allah'ı tesbih etmekte ve dünya ehli için istiğfar etmektedirler. İşte Allah-u Zülcelal'in bir lütfu olarak, meleklerin hepsinin yapmış olduğu bu ibadetler, namazda bir araya toplanmıştır. Ayrıca Allah-u Zülcelal Kur'an-ı Kerim'i bize vermiştir. Onu namaz kılarken okuruz. Allah-u Zülcelal kullarından nimetlerine karşı şükür ister. Kulların şükrünün en güzeli; şartları ve rükunlarına uygun olarak namaz kılmaktır. Kişinin Allah'a yönelişi, kıldığı namaza göredir. Şayet kişi namazda, huşuyla değil de şeytanın vesvesesiyle namaz kılarsa, o namaz tam yerini bulmaz. Namazı huşuyla kılmayan, vesveseyle kılanın durumu şuna benzer: Suçlu bir kişi, afedilmek üzere sultanın kapısına gelir. Orada bekler. Sultan onu karşılar, fakat o orada sağa sola sallanır bakınır, gerekli saygıyı göstermez. Sultan da onu affetmez ve ihtiyacını gidermez. İşte namaz da böyledir. Kişi namaza durup, sağa sola bakarak namaza uygun olmayan davranışta bulunursa onun namazı yerini bulmaz. İnsanın varsa kaza namazlarını ve kaza oruçlarını iade etmesi gerekir. Çünkü Allah'a karşı yapılan ibadetlerin en faziletlisi namazdır. Hz. Peygamber (S.A.V), ümmetine çok acıyıp, ahiretin sonsuz, dünyanın aldatıcı ve gaddar olduğunu ilan etmiştir. Nitekim Abdullah bin Ömer (R.A) şöyle demiştir: "Resulullah (S.A.V) omuzumuzu tutarak: "Dünyada, garipmişsin gibi yahut yolcuymuşsun gibi ol!" dedi." (Buhari, Tirmizi) Dünya hayatının halleri, rüya ve gölgeye benzer, dünya hayatı geçici, sıkıntı ve zorluk yeridir. Hz. Peygamber (S.A.V), bunun gibi bir çok hadis-i şeriflerinde, dünyanın faniliğinden bahsediyor. Mesela, Hz. Peygamber (S.A.V), dünyaya meyletmeme hususunda, şöyle dua ediyordu: "Ya Rabbi! Muhammed'in rızkını kâfi gelecek kadar ver." (Buhari, Müslim, Tirmizi) Hz. Peygamber (S.A.V) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Zikrin hayırlısı hafi (gizli) olanıdır. Rızkın ve malın da hayırlısı yeteri kadar olanıdır." (İbn Hıbban, Beyhaki) Zebid (R.A)'ın anlattığına göre, Hz. Ali (R.A) şöyle demiştir: "Sizin hakkınızda korktuğum iki şey vardır, bunlar; uzun vadeli emeller ile nefsin arzularına kapılmaktır. Çünkü uzun vadeli emeller, ahireti unutturur. Nefsin arzularına kapılmak da insanı hak yoldan saptırır. Her an, dünya biraz daha arkamızda kalmakta, buna karşılık ahiret, bize biraz daha yaklaşmaktadır. Hem dünyanın, hem de ahiretin oğulları (bağlıları) vardır. Sizler, ahiretin oğullarından olunuz. Dünyanın oğullarından olmayınız. Bu gün amel var ve hesap yok, fakat yarın hesap olacak, amel olmayacaktır. Yani bugün çok amel işleyiniz çünkü yarın amel yapamayacaksınız." |
|||
|
03-07-2008, 08:05 AM
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: Namazın Önemi
yüreğine sağlık bu önemli paylaşımların için
|
|||
|
03-07-2008, 09:38 AM
Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
Cvp: Namazın Önemi
allah bütün inanaları namazdan dınden ayırmasın (amin)
|
|||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| Berat Kandili Duası | foruMeleği | 2 | 87 |
08-17-2008 10:20 AM Son Mesaj: foruMeleği |
|
| Berat Kandilinde Hangi dualar Okunur? | foruMeleği | 2 | 115 |
08-16-2008 09:49 PM Son Mesaj: foruMeleği |
|
| Tevbe İstİĞfar Duasi | Nurullah_Ny | 0 | 71 |
04-19-2008 12:35 AM Son Mesaj: Nurullah_Ny |
|
| Cuma gununun sunnetleri | kadirhan58 | 3 | 137 |
12-14-2007 11:53 AM Son Mesaj: candy |
|






