Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
KÜLTÜRLÜ OLMAK NE DEMEK?
06-13-2008, 11:08 AM (Bu Mesaj 06-13-2008 11:24 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : melissa.)
Mesaj: #1
KÜLTÜRLÜ OLMAK NE DEMEK?

Kültürlü olmak tam olarak ne ifade ediyor? Müzik ya da sanat hakkında bilgi sahibi olmak mı bizi kültür sahibi yapıyor? Kültür deyince kimin kültürünü atıf çerçevesi olarak kabul ediyoruz? Kültür sahibi olmakla Batı kültürünü kabul etmeyi özdeşleştiren Türkiye gibi ülkelerde, kültür kelimesini tam olarak hangi anlam(lar)da kullanıyoruz?

Modern dünyada kültürlü olmak, medeniliğin birinci şartı olarak tanımlanıyor. Eğitimin nihai amacı insanları kültür sahibi kılmak. Çağdaşlaşmanın yolu, belli bir kültür seviyesine sahip olmaktan geçiyor. Tersinden bakıldığında ise, kültürsüz olmak, bizi belli sosyal ve siyasi ayrıcalıklardan mahrum kılıyor.

Bu tanımları rutin olarak benimsememize rağmen, kültürlü olmanın anlamı konusunda kavramsal bir açıklığa sahip değiliz. Kültür kavramı etrafında şekillenen sorulara cevap verebilmek için, önce kültür kelimesinin tarihine kısaca bir göz atalım.

Latince kökenli kültür kelimesinin etimolojisi, (toprağı) işlemek, sürmek, geliştirmek anlamlarını içeriyor. Buna göre kültür, belli değer ve simgelerin bir süreç içerisinde işlenip geliştirilmesini ifade ediyor. Bu anlamıyla kültür, bir sürekliliğe ve geleneğe atıfta bulunur. Fakat kültür kendi başına bir değer üretmez. Kültür, yerel ve tarihi geleneklerin ötesinde bir dünya görüşünün ve değerler skalasının bir tezahürüdür.

Kültür ve sekülerleşme

Kültür kelimesi, modern anlamda ilk olarak Avrupa'daki Aydınlanma Dönemi aydınları arasında kullanılmaya başlandı. Aydınlanma projesinin ruhuna uygun olarak kültürün temel atıf çerçevesi sekülerleşme idi. Dinî muhtevasından arındırılmış yeni Batılı dünya tasavvurunun ve varoluş biçiminin kamuya yansımış şekli, kültür dediğimiz şeyi ifade ediyor. Bu anlamda kültür, sekülerleşme sürecinin önemli kavramlarından biridir. Kültürün merkezi bir kavram haline gelmesiyle, dinî ve aşkın olanı izafileştirmek ve en nihayetinde her şeyi kültürün bir parçası haline getirmek imkan dahiline girdi.

Bugün kültür dediğimiz şeyin kapsamına ilâhi ve ahlâki değerlerden kumaş dokumasına kadar her şey giriyor. Kültür bir anlamda insanlığın en yüksek ve evrensel kimliği olarak işlev görüyor. Fakat kültürlerin farklılığını ve evrimini nazar-ı itibara aldığımızda, onun kapsadığı bütün değer ve ilkelerin de izafi hale geldiğini ve sürekli değişim içerisinde olduğunu kabul etmek durumunda kalıyoruz. Kültür üzerine yapılan vurgu, tam da bu noktada bir handikap haline gelebilir.

Arapça, Farsça ve Türkçe gibi geleneksel dillerde kültür kelimesine rastlamıyoruz. Dahası geleneksel dünya görüşünde bu kelimenin bugünkü anlam alanına tekabül edecek bir kavram da yok. Ziya Gökalp'in kültür kelimesini ‘hars' ile karşılamaya çalışması, sonuç vermeyen bir deneme olmanın ötesine gidemedi. Aynı şekilde İbn Haldun'un ‘hazara' ve ‘asabiyye' kavramlarını modern bir “kültür bilimi”nin temeli olarak vaz etme girişimleri de başarısızlıkla sonuçlandı. Burada bir kelime ya da kavramı tercüme etmenin ya da edememenin ötesinde bir sorun var. Bu soruna kısaca temas edelim.

Kültür ve dünya görüşü

Geleneksel toplumlar, kökleri metafizik değerlerde bulunan bir dünya görüşüne sahip idiler. Bu dünya görüşü, insan topluluklarının farklılığını kabul etmekte ve hatta buna bir rahmet olarak bakmaktaydı. Kamusal alandaki bu çokluk, değerlerin evrenselliğine ve mutlaklığına bir halel getirmiyordu. Değerler, zamana ve mekâna göre değişen fikirler olarak hiçbir zaman tanımlanmamıştı. Bilakis nihai gaye, zamanı ve mekânı ve onun içine sığan her şeyi, bu evrensel ilkeler ışığında şekillendirmek, işlemek ve bezemekti. Yani kültürün ana işlevi kendi başına otonom bir dünya görüşü üretmek değil, muayyen bir dünya görüşünü bir kimlik haline getirecek mekanizmaları üretmekti.

Bu açıdan baktığımızda, bugün kültürel çoğulculuğun yol açtığı değerler rölativizminin geleneksel toplumlarda bir yerinin olmadığını görüyoruz. Zira kültürü, aşkın ve metafizik olanın bir dışa vurumu, ete-kemiğe bürünmesi olarak tanımladığımızda, onu insanlığın paylaştığı en evrensel kategori olarak vaz edemeyiz. Kültür, bu aşkın değerlerin tezahür ettiği arızî ve değişken suret ve sembollerin alanıdır. Kültürü mutlak bir değer olarak tanımladığımızda, insanların seküler yapıp-etmelerini de mutlaklaştırmış oluruz.

Bu meyanda “kültürü üreten ve besleyen şey nedir?” sorusuna iki cevap verebiliriz. Birinci cevap, kültürün, değişmez ve birey ötesi bir takım değerlerin zaman ve mekân boyutlarında tezahür etmesidir. Buna göre kültür arızî ve değişken, onun dayandığı ilkeler ise mutlaktır. Belli bir kültür formu, mesela bir kilim deseni, müzik tarzı, bu ilkeyi temsil ettiği oranda evrensel ve mutlaktır. Fakat bu ilkelerden kopartıldığında kendi başına bir değere sahip değildir.

İkinci cevap ise, kültürü, insanoğlunun yapıp-ettiği her şey olarak tanımlamaktır. Bu tanım, daha “dünyevî” ve hümanist bir tanımdır. Burada kültür kendi içine kapalı bir sistem olarak görülür. Kültürü var eden, devam ettiren, geliştiren ya da zayıflatan şey, bu sistemin dışından değil içinden gelir. Bir başka ifadeyle bu kültür tanımında vahiy gibi, birey ve tarih ötesi müdahelelere yer yoktur. Bu müdaheleler yani büyük dinî gelenekler, belli kültür süreçlerinin, zorunlulukların, bolluk ya da kıtlıkların bir neticesi olarak tanımlanır. Dolayısıyla kültürü üreten ve idame ettiren mekanizma, son tahlilde seküler-dünyevî bir temele dayanır. Batı'da Aydınlanma düşünürlerinin ve bizde “çağdaş” aydınların kültürü mutlaklaştırması ile bu sekülerleşme modeli arasında yakın bir ilişki vardır. İslâm dünyasındaki seküler milliyetçi hareketlerin, İslâm'ı, Türk, Arap ya da Fars kültürünün bir unsuru mesabesine indirgemeye çalışmasının arkasında da benzer bir kaygı yatıyor.

Yukarıda kültüre özerk ve kendi kendine işleyen bir varlık alanı olarak değil, daha yüksek ya da derinlerdeki bir takım mutlak ilkelerin bir tezahürü olarak bakmamız gerektiğini söyledik. Şimdi modern dünyadaki kültür yozlaşması problemine bu açıdan baktığımızda, kültür kodlarında yaşanan krizin, ilkeler düzeyinde cereyan eden bir buhranın neticesi olduğunu söyleyebiliriz. Modernleşme teorileri, çoğu zaman bir kopuş ve çöküş olarak ortaya çıkan kültürel değişimi, ekonomik kalkınmanın ve modernleşmenin kaçınılmaz bir neticesi olarak görürler. Hatta belli kültür formlarının elenmesine olumlu gözle bakılır. Zira sözüm ona “dinamik” bir kültür kimliğinin inşası, radikal dönüşümleri zorunlu kılar. Örneğin bunun kayda değer örneklerinden birini, Türkiye'deki İslâm sanatlarının baskı altına alınmasında gördük. Türk halk müziğini ya da hat yazımını küçümseyip, klasik batı müziği konserlerine “İşte çağdaş Türkiye!” diye paye biçen zihniyet, bu modernleşmeci kültür tasavvuruna dayanıyor.

Fakat burada derin bir çelişkiye işaret etmemiz gerekiyor. Eğer seküler kültür tasavvuruna göre bütün kültürler insanların tarih içindeki yapıp-etmelerinden ibaretse, o zaman izafiyet görüşüne göre, hiçbir kültürün bir diğerinden üstün olmaması gerekir. Süleymaniye Camii'ne kadar her şey ‘dünyevî' bir kültür ürünü ise, aynı şekilde Mozart'ın müziği, opera, bale de belli insanların yani batılıların ürettiği bir nesneden ibarettir. Bu durumda bir kültür formunun diğerinden daha üstün ya da geri olduğunu hangi ölçüye göre tesbit edebiliriz? Belli bir kültürü mutlaklaştırmadan bu soruya cevap veremeyiz. Nitekim çağdaş Avrupa kültürünü, İslâm geleneğinden ve diğer dünya kültürlerinden üstün gören batıcılık düşüncesi, tam da bunu yapıyor. Ortada tutarlı bir kültür teorisinden çok, tek taraflı ve zorba bir ideolojik kültür tanımı var.

Kültür, ilke, tarih

Geleneksel toplumlar, ilke ile onun zaman ve mekân boyutları arasında yaşanan bir gerginliğe her zaman sahne oldular. Zira ilkeyi ortaya koymak tek başına yeterli değildir. İlkeleri hayatın her alanına nasıl nüfuz ettireceğinizi bilmek, bunun tabir caizse stratejilerini ortaya koymak zorundasınız. Aksi halde ilkelerin mutlak dünyası ile pratik hayat arasındaki mesafe bir uçuruma dönüşür. “İlkeler bu kadar ayan beyan iken neden insanlar onlara uymuyor?” sorusu bir zaman sonra bizatihi ilkelerin sıhhati konusunda bazı soruların sorulmasına yol açar. Neticede ortaya ya şüphe ve inkâr, ya da şiddet çıkar.

Bu tavırları, din karşıtı saldırgan sekülerizm ile, dini bir emir ve yasaklar listesine indirgeyen dinî fanatizm hareketlerinde açık bir şekilde görüyoruz. Birincisinde ilkeler konusunda yaşanan sorgulama, inkâra ve en nihayetinde düşmanlığa dönüşmüştür. İkincisinde ise ilkeleri uygulamak adına ortaya konan tefekkür ve hayat modeli, araçları mutlaklaştırmış ve ilke ile onun tatbiki arasındaki hareket alanını sıfıra indirgemiştir. Hem saldırgan sekülerizmin hem de dinî fanatizmin geleneksel İslâm kültürüne yönelik neredeyse düşmanca tavrı, bu çarpık bakış açısından kaynaklanıyor.

İslâm dünyasının ve Türkiye'nin kültür sorunlarına bu açıdan baktığımızda, meselenin sandığımızdan daha derin ve kapsamlı olduğunu görüyoruz. Türkiye'de “kültürlü insan olmak”, İslâm geleneğinin ortaya koyduğu evrensel ilkelerin yerine, Avrupa'nın belli bir tarihi süreç içerisinde inşa ettiği değerleri benimsemek olarak tanımlanageldi. Böylece mutlak ve evrensel olan değerler izafileştirilirken, izafi ve tarihsel olan Avrupa değerleri mutlaklaştırıldı. Bu yüzden meseleyi örneğin Türk müziğinin tek sesli yapısından Batı müziğinin çok sesli yapısına bir geçiş olarak tanımlamak, eksik bir yaklaşım olur. Sorun, bizim kendi kültürümüz olarak benimsedigimiz kimlik kodlarını hangi değerler temelinde inşa edeceğimizde yatıyor.

Fakat Türkiye'nin ve pek çok İslâm ülkesinin çarpık modernleşme tarihi böyle bir hesaplaşma yapmamıza dahi imkan tanımıyor. 19. yüzyıl Avrupa kültürünü mutlaklaştırıp kendi geleneğimizi tarihselleştirdiğimizde, bize ait olmayan bir değerler sistemi içinde kendimizi yeniden tanımlamaya çalışıyoruz. Neticede ne batılı olabiliyoruz, ne de kendimiz. Doğu ile Batı'yı, İslâm ile modernliği birleştirme adına yapılan “sentez” teşebbüsleri, bu yüzden daha baştan akim kalmak zorunda.

Burada kültürel değerlerin modern dünyada sahip olduğu yere kısaca temas etmekte fayda var. Globalleşme, yaşadığımız dünyayı büyük bir köy haline getirdi. En azından bize böyle olduğu söyleniyor. Globalleşmeye daha eleştirel bir gözle baktığımızda, bu sürecin dünyayı büyük bir pazar haline getirdiğini de söyleyebiliriz. Bu yeni dünya düzeninde satılık olmayan hiçbir şey yok. Tarihi eserler, gelenekler, kültürel değerler, kutsal mekânlar, aile sırları, insan ilişkileri, kişisel tarihimiz, bir şekilde pazarlanabilecek bir meta olarak görülüyor. TV dizileri, ‘reality show'lar, reklamlar, bize aslında satışa çıkartılamayacak hiçbir şeyin olmadığını söylüyor.

Modern toplumların içinden geçtiği süreç, öylesine kaba-saba ve şiddet dolu ki, en yüksek ve rafine kültür değerleri dahi, bir noktadan sonra işlevsiz ve anlamsız hale geliyor. 20. yüzyılın iki dünya savaşı, gaz odaları, toplu katliamlar, birkaç tonluk bombalar, kitle imha silahları, zengin ile fakir arasındaki uçurum, her gün zehirlenen ve yok olan doğal çevre, modern dünyayı bir “hayatta kalma” tiyatrosuna çevirmiş durumda. Güçlünün yaşadığı, altta kalanın ezildiği bir yaşam felsefesinde dünya görüşü ve kültür gibi yaptırım gücünden yoksun değerlerin pratik anlamı ve işlerliği her gün biraz daha erozyona uğruyor.

Kültür alanında yaşadığımız bozgun, değerler düzleminde yaşadığımız krizin bir tezahürüdür. Bugün artık kimse gül yetiştirmiyor, kimse birbirine şiir okumuyor, kimse Mesnevi'den hikayeler anlatmıyor, bir kuş öldüğünde yüreğimiz cız etmiyorsa, daha derinlerde kaybettiğimiz bir şeyler var demektir. Mahallelerimizdeki çarpıklık, evlerimizin içine giren çirkinlik, okullarımızdaki soğukluk, dilimizdeki pespayelik, tepkilerimizdeki kayıtsızlık, müziğimizdeki yoksulluk, görme yetimizdeki fakirlik, gülüşümüzdeki vulgarlık, hep bu derin krizin bir yansımasıdır


HALİL AKGÜN
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-13-2008, 11:14 AM
Mesaj: #2
RE: KÜLTÜRLÜ OLMAK NE DEMEK?
emeğine sağlık çok güzel bir paylaşım
imren diyor ki:
Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..




http://sivasliyiz.com/sitemize-zarar-ver...24301.html
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-13-2008, 11:16 AM
Mesaj: #3
RE: KÜLTÜRLÜ OLMAK NE DEMEK?
çok teşekkür ederim
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-13-2008, 11:22 AM (Bu Mesaj 06-13-2008 11:26 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : BALACAN.)
Mesaj: #4
RE: KÜLTÜRLÜ OLMAK NE DEMEK?
kültürlü olmak sadece bilgi sahibi olmak değildir yanısıra
terbiyeli olmak,giyinip kuşanmasını bilmek.oturup kalkmasını bilmek,
nerde nasıl hareket ve davranışlarda bulunulması gerektiğini bilmek
sevgi ve saygılı, insanları olduğu gibi kabul etmek insanları dışlamamak insanlarla alay etmemek vs.

emeğine sağlık melissa çok güzel bir paylaşım


örneğin: 2 üniversite bitirmiş ama hiç birşey bilmeyen kültürsüz insanlar vardır. Bunun yanı sıra ortaokul mezunu hatta ilk okul mezunu
kendini yetiştiren kültürlü insanlar vardır.
ben ikinci şıktaki insanları daha çok tutarım çünkü içlerinde medeni olmak medeniyete uymak yatıyordur.
BALACAN diyor ki:
HER KÖTÜ GÜNÜN SONU
İYİ GÜNÜN BAŞLANGICIDIR,
HAYATTA ÖYLE BİR YAŞAMALISIN Kİ
MEZAR KAZICI BİLE YASINI TUTMALI
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-13-2008, 11:23 AM
Mesaj: #5
Cvp: RE: KÜLTÜRLÜ OLMAK NE DEMEK?
BALACAN Yazılan:kültürlü olmak sadece bilgi sahibi olmak değildir yanısıra
terbiyeli olmak,giyinip kuşanmasını bilmek.oturup kalkmasını bilmek,
nerde nasıl hareket ve davranışlarda bulunulması gerektiğini bilmek
sevgi ve saygılı, insanları olduğu gibi kabul etmek insanları dışlamamak insanlarla alay etmemek vs.

emeğine sağlık melissa çok güzel bir paylaşım

çok sağol efendim teşekkür ederim
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-13-2008, 11:26 AM
Mesaj: #6
Cvp: KÜLTÜRLÜ OLMAK NE DEMEK?
KİM KÜLTÜRLÜ

Türkiye’de kültürlü insan dediğinizde genellikle aklınıza kimler gelir? Sizi bilmem ama benim aklıma erdem sahibi içi dışı bir, insanlarla iletişimi iyi, dünyayı ve kendi toplumunu yakından takip eden bir insan gelir.Burada bilinmesi gereken durum çok okumak kültürlü olmak için yeterli olmadığıdır.Çevrenize bir bakın bilgili yer yurt görmüş insanlar bazen çok tuhaf davranışlar sergilediklerini göreceksiniz.Ben şuan ki işim gereği sürekli insanlarla iç içeyim.Modern çağdaş, açılımcı, kültürlü sıfatlarıyla anılan insanların ne kadar da aklın mantığın dışında bir yapıya sahip olduklarını çoğu zaman fark etmek zor olmuyor.. inandıkları değerler onları fazlasıyla yobazlaştırmıştır.Kesinlikle topluma saygıları yoktur.Ve toplumun değerlerini de önemsemezler.Bazen çevrenizde veya televizyonlarda rastlarsınız üstlerine vazife olmadığı halde hem devlet hem de millet olurlar.Ve millet adına örtüler başlardan çekilip yerlere atılır.İşte olay burada ortaya çıkıyor.Toplumun içindeki bu türden insanları kültürlü olduklarını söylemek doğru olur mu? Ben bir kadının dış görünümünden ‘rahatsız olduğum halde gidip hanım efendi lütfen biraz daha düzgün bir elbiseyle buraya gelin’ diyemiyorum.Ve kesinlikle diyemem Oysa ben o kadından zararda görebiliyorum.
Birileri o kadar medeni ki bir genç kızın başından örtüyü çekip alabiliyor. İnsanın aklına kim medeni kim kültürlü sorusu geliyor.Başkalarına saygısı olmayanın kendisine de saygısı olmaz.
Bilginin dağılımı doğru şekilde yapılmadığı için toplum içinde bir çok sorun ortaya çıkmaktadır.Toplumun çoğunluğu tekelleşmiş bir medya yoluyla bilgiye edinmektedir.Kesinlikle bir dergi ya da bir kitap okuma alışkanlığı yoktur..Bunun sonucunda ortaya çıkacak kültürün şeklini bir düşünün. Gazete sayfalarından bir bitkinin yararlarını öğrenirken biri ; aynı gün televizyonda tam tersi bir haberle karşı karşıya kalabilmektedir.
Toplumuzda iletişim üsten alta doğru olmaktadır.Toplum alt tabaksından üst tabakaya doğru yükselen sesler çok cılız kalmaktadır.
Çoğu insan kendini çok kültürlü zanneder ama yanılır aslında ne kültürlüdür ne de medenidir.İlk çağlarda yaşayan insanlardan daha cahildir.
Türkiye cumhuriyetinin tarihi boyunca çok saçma tartışmalar yapılmıştır.Çoğu zaman batılılar bizimle dalga geçmiştir.Adamlar bizi izleyince içlerinde büyük bir sevinç yükseliyor.Nasılda bizi birbirimize düşürdüler. Yaptıkları yanlışta olsa insanın içinden batılıları tebrik etmek geliyor.Nasıl yaptılarsa gençlerimizin işini bitirdiler.
Yeter artık bizim kendimizi düzeltmemiz gerekiyor.Laflarla işler yürümez.Cesaret, azim, dua bizim için yeterli.Yeter ki biraz da aklımızı kullanalım.
Batılı bizim en kültürlü insanımızı bile cahil olarak görüyor.Bir anlamda söyledikleri doğru.Batılılar doğu ülkelerinin insanlarının körleşmiş zevklerinden başka bir şey göremediklerini kabul etmektedirler.Arap ve Türk toplumunun erkeklerinin kadınlara karşı inanılmaz derecede zaaflarını olduğunu her fırsat söylerler.Kadınların bu toplumlarda baskı altında tutulduğunu öne sürerler.Kadınlar için özgürlüğün feminist bir düşüncenin hayata geçirilmesiyle mümkün olabileceğini düşünürler.Bizim ülkemizde feminist olduğu söyleyen kadınlar kültürlü olduklarını söyleyen grubun içindedir.Feminist kadınlar kendi saçmalıklarını temiz Anadolu kadınına aşılamaya çalışırlar. Yani batılılara hem kızarlar hem de onların düşündükleri gibi hayata bakarlar.Bu kültürlü insanlar batıdan alınması gerekeni almazlar .Tam tersine alınmaması gereken alır onu topluma aşılamaya çalışırlar. Batılılar kendi aile kurumlarını bitirdiler.Sıra bizim aile kurumuzu bitirmeye geldi.
Feminizm aile kurumunun yok etme yolunda bayağı mesafe almıştır.
Bazılarına göre kültürlü kadın her zaman feministtir.Kültürlü erkek ise kırılacak kadar kibar, karısının başkalarıyla dans etmesini normal karşılayan,.Daha çok karısını insanlara anlatmakla bitirmez.Karısının toplum içinde çok şık olmasını ister.Modayı da yakından takip etmelidir.

Yaşam biçimlerinin kültür ile olan ilişkisini biraz düşünelim..Çarşaflı bir kadın çok kültürlü,tam tersine çok açık giyinen bir kadın ise çok cahil olabilir.Kimse kimseye karşı ön yargılı davranmamalı.Ve kardeşçe yaşamaya çalışalım.İnsan gibi birbirimizi dinleyelim.Belki sende olmayan bir güzellik o aşağıladığın insanda vardır.Okuduğunuz kitaplarla övünmeyin ya hepsi saçmalıksa.Kültürlü olmak farklıdır.Biraz düşünürsek medeniyetin ve kültürün hangi insanlarda kendini gösterdiğini anlarız.

(alıntı)
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Youtube gibi sitelere direkt girmenin yolu O.K 7 69 10-05-2008 11:41 AM
Son Mesaj: aydın 58
  Arkadaslar ask nedir sizce??? tariksizolmaz 37 197 10-04-2008 05:48 PM
Son Mesaj: O.K
  Türk Gibi Kuvvetli Terimi KAFKASKAR 2 18 10-04-2008 06:44 AM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  Seni Seviyorum ve Cevaplari :p ||BuSrA|| 9 62 10-03-2008 06:51 PM
Son Mesaj: mannaq
  TÜRK OLMAK!!! tariksizolmaz 2 23 10-03-2008 06:44 PM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  çocuklar babaları için ne der.. namyelüs 4 27 10-02-2008 01:19 AM
Son Mesaj: tekniker58
  Nerde O Eski Bayramlar!.. KAFKASKAR 0 8 10-01-2008 07:41 PM
Son Mesaj: KAFKASKAR
Rolleyes LUTFEN SADECE GOZLERIME İYİ BAK @@@ 16 128 09-29-2008 11:06 AM
Son Mesaj: SİVASLI durmuş
  adını yaz nerde rahat edeceğini öğren candy 19 150 09-21-2008 12:56 PM
Son Mesaj: bjk_sivas
  turk kizlarinin özellikleri anaveisfoties 15 160 09-20-2008 12:21 PM
Son Mesaj: bjk_sivas

Forum Atla:

İletişimSivas | Sivasliyiz.ComYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi