Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Görünüm: CUMA GÜNÜNÜN ÖNEMİ VE FAZİLETLERİ
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
Sayfalar: 1 2 3
çok sağol çok tşklerr

Cumanız hayırlı.. Yuvalarınız huzurlu.. Kazancınız bereketli olsun... Her iki cihanda da saadete erenlerden olmanız duası ile...


[Resim: 20au0cb8ex0.jpg]
hayirli cumalar
emeyinize saglık
çok sağol çok tşkler

KARDEŞLİK
Allah Teâla, inananların kalplerini birbirine ısındırmış ve “Müminler kardeştir.” buyurmuştur. Allah Resûlü (s.a.v) de peygamberlik hayatı boyunca, müminler arasında tarihte eşine rastlanmaz bir kardeşlik binası inşa etmiş, birbirini Allah için seven bir toplum meydana getirmiştir.
Müslümanlar, Resûl-i Ekrem Efendimizin inşa ettiği Ensâr ve Muhacirlerden meydana gelen bu “kardeşleşmiş” toplumu örnek alarak aralarında İslâm’ın kardeşlik binasını yeniden inşa etmeye mecburdurlar. Bugün, havadan, sudan, ekmekten daha çok müslümanların bu kardeşliğe ihtiyacı vardır. İçerideki ve dışarıdaki bütün şer güçlerin İslâm’a ve müslümanlara saldırdıkları bir devirde, müslümanlar “kardeş” olmanın şuuruna eremezlerse, birbirleriyle kucaklaşıp kaynaşmazlarsa ezilmekten ve zulme uğramaktan kendilerini kurtaramazlar.

Kur’an ve Sünnet çizgisinde kardeş olarak yaşamanın ilk şartı müminin kendisi için istediğini, din kardeşi için de istemesidir. Müslümanın müslümanı yalnız Allah için sevmesi, mümin kardeşine karşı kin ve düşmanlık duygusu beslemekten, onu kıskanmaktan, kusurlarını araştırmaktan sakınması; ona tepeden bakmaması, üstünlük taslamaması, kardeşi hakkında temiz duygular beslemesi, onun iyi yanlarını anlatıp kusurlarını saklı tutması da kardeşlik görevinin diğer temel esaslarıdır.

Bütün bu ferdî görevlerin yanında sosyal görev olarak da müslümanın, diğer müslümanların dertlerini kendi derdi olarak görmesi, aralarındaki kavga ve kırgınlıkları gidermeye çalışması, küskün ve kırgın müslümanları barıştırması önemli bir vazifedir. Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurur: “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin” [1]. Resûlullah (s.a.v) da şöyle buyurmuştur: “Müslümanların dertlerini dert edinmeyen müslümanlardan değildir” [2]. “Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba; beyaz tenlinin siyaha, siyah tenlinin beyaza karşı bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır” [3].

Tarihte nice büyük devletleri yok eden hastalıkların başında tefrika, yani ayrılıkçılık gelmektedir. Merhum Mehmet Akif’in dediği gibi: “Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
Tefrika yukarıda saymaya çalıştığımız kardeşlik görevlerinin ihmal edilmesiyle ortaya çıkan sosyal bir hastalıktır. Bu hastalık önlenmezse toplumu en sonunda iç çatışmalara, yıkıma, esarete kadar götürür. Ne yazık ki bunun acı örneklerini İslâm dünyasında üzülerek görmekteyiz. Millî bekâsına önem veren bütün milletler ayrılık gayrılığa sebep olacak her türlü fitneye karşı uyanık olmanın yollarını aramışlardır. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin çağlara ışık tutan birlik çağrısı:
“Topumuz bir tek inciyiz, bir tek / Başımız da tek, aklımız da tek. / Ne diye iki görür olup kalmışız / İki büklüm gök kubbenin altında ne diye. Dünyada nice diller var, nice diller / Ama hepsinde anlam bir. / Sen kapları, testileri hele bir kır, / Sular nasıl bir yol tutar, gider / Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak / Can nasıl koşar, bunu canlara iletir”.
_______________
[1] Hucûrât, 49/10.
[2] Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât, (thk. Tarık b. Ivazallah b. Muhammed-Abdülmuhsin b. İbrahim el-Hüseynî), Kahire, 1415, I, 151; VII, 270.
[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 411.




alıntı


TİCARET AHLÂKI

Yüce dinimiz İslâm, emir ve yasaklarıyla fert ve toplumun dünyevî ve uhrevî huzur ve saadetini hedeflemiş, bu amaçla hırsızlığı, yalan söylemeyi, hile yapmayı, ticaret ve alışverişte eksik ölçme ve eksik tartmayı, kısaca başkalarına zarar veren her türlü haksız davranışları haram kılmıştır.
Bu hususta Cenâb-ı Hak Mutaffifîn sûresinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun. Onlar düşünmezler mi ki büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler! Öyle bir gün ki, insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır”[1].

Müslüman, kazancının helal olmasına, kazanırken de başkasının hakkına tecavüz etmemeye özen göstermeli, yaptığı işi, ibadet şuuru içinde dürüstçe yapmalı, aldığı ücretin helal olmasına dikkat etmelidir.
Sevgili Peygamberimiz, ticaret ahlâkı ile ilgili prensipleri ortaya koyarken, ticarette haksız rekabeti, müşteri kızıştırmak için alıcıymış gibi davranmayı, hileli artırımda bulunmayı yasaklamış [3]; gerçeği gizleyip yalan söyleyerek yapılan alışverişin bereketini, Allah Teâlâ’nın yok edeceğini [4] bildirmiştir.
Yine Peygamberimiz, “Doğru ve güvenilir tacir (âhirette) peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir” [2] hadisiyle ticaret ahlâkının önemini ve bu ahlâkın kurallarına uymanın ne kadar ulvî bir davranış olduğuna dikkat çekmiştir. Keza Resûlullah müşterinin gafletinden veya bilgisizliğinden faydalanıp, onu aldatanı da sert bir dille ikaz etmiştir.

Nitekim bir gün pazarı dolaşırken bir yiyecek yığınına elini daldırmış, eline ıslaklık gelince; “Nedir bu? diye sormuş, bunun üzerine satıcı: Yağmur yağmıştı ondan dolayı ıslandı diye cevap verince, Peygamberimiz: Niçin o ıslak tarafı halkın görebilmesi için üste getirmedin? diye mukabelede bulunduktan sonra: “Bizi aldatan bizden değildir.” [5] buyurmuşlardır.
Bu uyarı da gösteriyor ki müşterinin, tüketicinin aldatılması bir kul hakkı ihlalidir, müslüman bir toplumda olmaması gereken bir kötülük, bir hastalıktır. İş hayatında hileli yollara sapanlar, maddî bakımdan bir şeyler kazansalar da dinî açıdan iflas etmiş kişilerdir. Nitekim Peygamber Efendimiz kul haklarını ihlal eden kimseleri müflis olarak nitelendirmiştir [6]. Onun açıklamasına göre böyle bir kimse âhirette namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerini yerine getirmiş olarak Allah’ın huzuruna gelir. Bununla beraber öyle günahlarla gelir ki kimilerine sövüp saymış, kiminin kanını akıtmış, kiminin malını yemiş, kimine iftira etmiştir. Bu durum karşısında onun ibadetlerden elde ettiği sevaplardan alınıp hak sahiplerine dağıtılır. Eğer ibadetleri ve iyilikleri bu hakları ödemeye yetmezse, hak sahiplerinin günahlarından alınıp hak yiyenin günahlarına eklenir. Böylece sevapları gitmiş, günahları da daha da artmış, dolayısıyla iflas eden durumuna düşen bu kişi cehenneme atılır.

Öyleyse dünya hırsına kapılmadan, helalinden kazanıp çoluk çocuğumuza temiz rızık, helal lokma yedirelim. Özümüz, sözümüz, ticaretimiz, sanatımız, ortaklığımız, dostluğumuz, arkadaşlığımız hep dürüstçe olsun. Böylece dünyamızı da, âhiretimizi de mamur edelim.

[1] Mutaffifin 83/1-6.
[2] Tirmizî, “Büyû”, 4, İbn Mâce, “Ticaret”,1.
[3] Buhârî, “Büyû”, 58, 64, 70; Müslim, “Büyû”,11.
[4] Buhârî, “Büyû”, 26; Müslim, “İmân”, 117, “Müsâkât”, 131.
[5] Müslim, “İmân”, 164; Ebû Dâvûd, “Büyû”, 50.
[6] Bkz. Müslim, “Birr”, 59; Buhârî, “Mezâlim”, 10.



alıntı



Sayfalar: 1 2 3
Referans Adresler