12-28-2007, 02:20 PM
MEHMET AKİF'İ RAHMETLE ANIYORUZ
"Toprakta gezen gölgeme, toprak çekilince
Günler şu heyulayı da er geç silecektir
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma
Sessiz yaşadım, beni kin nereden bilecektir"
M. Akif Ersoy
Büyük şair ve düşünce adamı Mehmet Akif, bu satırları yazarken bir gün milyonlarca "Asım"ın onun hayalini gerçekleştireceğini ve her yıl Rahmetle anacağını bilmiyordu belki. Ülkenin en karanlık günlerinde genç nesle kurtuluşa giden yolu göstermiş, Kurtuluş Savaşında ülkenin yılgın ve yorgun insanını yüreklendirmiş bu büyük insan hak etmediği bir hayat yaşamış, uzun yıllar sürgüde yaşamak zorunda kalmıştır…
Bugün İstiklal Marşı şairi olarak göklere çıkarılan Mehmet Akif’e bir dönem kendi ülkesi bile sahip çıkmaz. Zira yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde onun gibi “irticacıların” (!) yeri yoktur. Büyük Şair eşsiz üslubuyla bu olaya cevap verir:
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşığım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticânın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
Milletin duygu ve düşüncelerine tercüman olarak yazdığı İstiklal Marşı ile büyük bir ödül kazanan şair, bu ödülü kabul etmeyecek kadar da alçakgönüllüdür. Çanakkale savaşındaki destansı mücadeleyi de onun kadar güzel anlatabilen başka bir şair yoktur:
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şiirde geçen “Asım” Mehmet Akif’in yakın bir arkadaşının oğludur. Almanya’ya eğitim için gitmiş, savaş çıkması üzerine ülkesinin zor durumda olduğunu düşünerek geri dönmüştür. Asım ve onun gibi binlerce genç savaş yıllarında adeta “kıta kapma oyunu” oynarlar. Çepheden cepheye koşan bu gençler ülkelerine döndüklerinde aradıklarını bulamazlar… İşte Mehmet Akif Asım’ın şahsında bu genç nesle hitap eder:
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Onun güvendiği “Asım’ın Nesli” bugün de onu hayır ve rahmetle yad ediyor.
Mekanın Cennet olsun büyük şair…
AdigeBatur
"Toprakta gezen gölgeme, toprak çekilince
Günler şu heyulayı da er geç silecektir
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma
Sessiz yaşadım, beni kin nereden bilecektir"
M. Akif Ersoy
Büyük şair ve düşünce adamı Mehmet Akif, bu satırları yazarken bir gün milyonlarca "Asım"ın onun hayalini gerçekleştireceğini ve her yıl Rahmetle anacağını bilmiyordu belki. Ülkenin en karanlık günlerinde genç nesle kurtuluşa giden yolu göstermiş, Kurtuluş Savaşında ülkenin yılgın ve yorgun insanını yüreklendirmiş bu büyük insan hak etmediği bir hayat yaşamış, uzun yıllar sürgüde yaşamak zorunda kalmıştır…
Bugün İstiklal Marşı şairi olarak göklere çıkarılan Mehmet Akif’e bir dönem kendi ülkesi bile sahip çıkmaz. Zira yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde onun gibi “irticacıların” (!) yeri yoktur. Büyük Şair eşsiz üslubuyla bu olaya cevap verir:
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşığım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticânın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
Milletin duygu ve düşüncelerine tercüman olarak yazdığı İstiklal Marşı ile büyük bir ödül kazanan şair, bu ödülü kabul etmeyecek kadar da alçakgönüllüdür. Çanakkale savaşındaki destansı mücadeleyi de onun kadar güzel anlatabilen başka bir şair yoktur:
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şiirde geçen “Asım” Mehmet Akif’in yakın bir arkadaşının oğludur. Almanya’ya eğitim için gitmiş, savaş çıkması üzerine ülkesinin zor durumda olduğunu düşünerek geri dönmüştür. Asım ve onun gibi binlerce genç savaş yıllarında adeta “kıta kapma oyunu” oynarlar. Çepheden cepheye koşan bu gençler ülkelerine döndüklerinde aradıklarını bulamazlar… İşte Mehmet Akif Asım’ın şahsında bu genç nesle hitap eder:
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Onun güvendiği “Asım’ın Nesli” bugün de onu hayır ve rahmetle yad ediyor.
Mekanın Cennet olsun büyük şair…
AdigeBatur