Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Görünüm: Osmanlinin Peygamber Sevgisi
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
(alintidir.)
Osmanlinin Peygamber Sevgisi

--------------------------------------------------------------------------------

Osmanli'nin, temellerindeki en saglam harclarin basinda, "Peygamber Sevgisi" gelmistir. Osmanli, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) ve O'nun kutsal beldesine karsi, derin muhabbet, hurmet ve sadakatini buyuk bir hassasiyetle muhafaza etmis ve devletinin en muhkem kaidelerinden biri haline getirmistir. Bu ruh, yedi ildim uc kita demeden, asirlar boyunca Osmanli'yi arkasindan suruklemistir. ilayi Kelimetullah davasi ugrunda futuhatta bulunurken; Osmanli'nin bas hedefleri arasinda hic kuskusuz rizayi bariyi kazanmak kadar Peygamberimizin hosnutluguna mazhar olmakta vardi. Osmanli sultanlari, hayatlari boyunca gaza meydanlarinda hep bu ulva gayeyi gozetmis ve bunun efsunuyla harikalar sergilemislerdir. Hal boyleyken, Peygamberimize hurmet ve muhabbet, soylu ceddimizin en mumeyyiz vasfi ve siari olma hususiyetini kazanmistir. Soz konusu asil duygulanin her zaman ve mekanda aciga vurmayi; hatta devlet capinda bir ciddiyet ve duyarliliga burumeyi meziyet bilmislerdir. Tarih, bunu azah eden birbirinden muhtesem misallerle doludur. Evvela, Osmanli, devlet haline geldikten hemen sonra kurdugu askeri birligi, O'nun davasini guttugunden oturu "Peygamber Ocagi" payesiyle onurlandirmis; neferini de "Mehmetcik" adiyla taltif etmistir. Ordusuna verdigi isimlerden biri de, "Asakiri Mansure-i Muhammediye"dir. Devletinin baska bir adini ise, Sultan Vahded-din'in ifadesiyle, "Devleti uliye-i Muhammediye" koymustur.

Fatih'in Methedilen Buyuk Aski

Peygamberimizin askiyla yanip tutusan Osmanli Hunkarlarinin basinda, belki de Fatih Sultan Mehmed yer alir. uyle olmasaydi, herhalde asirlar oncesinden Peygamberimizin uvgu ve mujdesine nail olamazdi. O'na karsi tarifsiz muhabbetini, en guzel bicimde istanbul'un Fethi'nde ortaya koymustur. Rumeli Hisari'ni, O'nun guzel ismi "Muham-med"in Arapca yazilisina gore insa ettirmistir. Fatih'in, Peygamberimizin senasina namzed oldugunu, fethin gerceklesmesi icin dile getirdigi, su sozler ispatlamaya kafidir: "Avni ilaha ve imdadi peygamberi ile beldeyi dusman elinden alacagiz!" Fatih su dortlukte, ayni hissiyatini daha bedia ifadelerle teshir etmektedir:
imtisali cahid u ulkih okibdur niyyetiin Dini islam'in mucerrel gayreiklur gayretim Ey Muhammed mu'cimu Ahmedi muhtar iie Umarim galib ola a'doyi dine devletim.

Yavuz'un Muhabbeti ve Mukaddes Emanetler

Peygamberimize sonsuz hurmet ve mu-habbetiyle kendini en cok belli edip, velayet mertebesine yukselerek bunu asikar kilan padisahlardan biri de, Yavuz Sultan Selim'dir. Yavuz Sultan; "Allah rizasi icin tum dunyayi fethetmek istiyorum!" idealiyle, askerlerini gaza meydanlarinda adeta bir "Peygamber Ordusu" gibi sevk ve idare etmistir. Futuhatlarda, Peygamberin rizasini aramasaydi; herhalde O'nun Halafesi olma lutfuna erisemezdi. Bunu, carpici ve anlamli bir bicimde gosteren sey, Yavuz'un su manzum sozu olsa gerek: "Ey keremkani Rasuli Kibriya Kemterindir bu Selimi purhata/ Dergahindan iltica eyler ata el meded ey madeni nuri Huda." Resulul-lah'a besledigi essiz ve sinirsiz sevginin; O'na ve O'nun beldesine tarifsiz bir hurmete donustugunu ise, Yavuz'un su tariha hitabi adeta sahikalastirmistir: "Biz, mukaddes yerlerin hakimi degil; hadimiyiz!" Gercekten de, Yavuz'un sozlerinde manasini bulan bu hakikati, Osmanli; kutsal topraklara sancak asmaktan ve vali adi altinda idareci gondermekten haya edip, atadigi kisilere "Medine Muhafizi" unvanini vererek, kuru bir soz olmaktan kurtarip fiiliyata dokmustur. Diger taraftan Yavuz, O'ndan ummetine yadigar kalan; hicbir kiymetle olculemeyecek kadar paha bicilmez olan "Mukaddes Emanetleri", Topkapi Sarayi'na getirip, Hirkai Saadet Dairesi'ne koymakla, bizi sereflerin en yucesiyle muftehir yapmistir. Yavuz'un sahsinda ecdadimiz, Mukaddes Emanetlere verdigi emsalsiz degeri; onlari dunyadaki hicbir esyaya nasip olmayacak olcude, tonlarca agirliktaki birbirinden kiymetli mucevheratla susleyip mahfaza altina almakla ve onunde, kirk hafiza durmaksizin, asirlardir nobetlese Kur'an tilavet ettirmekle, mutlak surette gostermistir.

Kanuni'ye Resulullah'in Emri

Cihan hukumdari Kanuni'nin, Efendimize muhabbet ve bagliligi da, ceddininkilerden asagi kalir degildi. Kanuni, bunu su altin sozlerle billurlastirmistir:
Allah Allah diyelim sancagi sahi cekelim
Yuruyup her yandan sarka sipahi cekelim.
Umarim rehber ola bize Ebu Bekr u umer Ey
muhibbi yuruyup sarka sipahi cekelim.
uyle ki, Osmanli klasik eserlerinde, Kanuni'nin ruyasinda Hazreti Peygamberi gordugu ve kendisine soyle emrettigi nakledilmektedir: "Belgrad, Rodos ve Bagdat kalelerini fethedesin; sonra da benim sehrimi amar edesin!"

I.Ahmed'in Basindaki Sorguc

Sultan I. Ahmed'in, dillere destan fiali sevgisi ve muhabbet yuklu ifadeleri ise, asirlardir bas taci edilmeye; sitayisle yad edilmeye deger olcudedir. Sultan Ahmed, akillara durgunluk ve hayret verecek bir guzel davranista bulunmustur: Sarigina taktirdigi sorgucun icine, Peygamberimizin ayak izinin resmini koydurmus ve uzerine de su muhtesem dortlugu yazdirmistir:
N'ola tacim gibi basimda gotursem daim
Kademi resmini ol Hazreti sahi Rasul'un. Guli
gulizari nubuvvet o kadem sahibidir Ahmeda
durma yuzun sur kademine o gulun."
I.Ahmed, baska bir dortlugunde, kalbindeki mualla sevgiyi, Gonuller Sultani'na, su deruna manalarla arz etmisti:
Zati paki Mustafa'ya asikim Can ile iahru'l veraya asikim. Muksimi feyzi nevadir ol serii Menbai cud u ataye asikim.

II.Abdulhamid'in Hassasiyeti

Hazreti Peygambere ve O'nun davasina, ceddi Yavuz gibi, en fazla gonul verip, kendini adayan ulu hakanlardan biri de cennet mekan Sultan II. Abdulha-mid'dir. Abdulhamid Han, Peygamberimize olan ta'zim ve muhabbetini, O'nun kutsal beldesine hizmetler goturmekle ve islam Birligi gayesini gerceklestirmeye cabalamakla, arzi endam ettirmeye calismistir. Hicaz bolgesiyle munasebetleri kuvvetlendirmek ve mukaddes topraklarla aradaki mesafeyi kaldirmak niyetiyle yaptirdigi Hicaz ve Bagdat Demiryolu, bunun en guzel ifadesi olmustur. Demiryolu yapiminin Medine'ye ulastigi esnada, Sultan'in verdigi su cok ozel talimat; onun, Ehli Beyt'in sahsinda Hazreti Peygam-ber'e olan sevgi, saygi ve bagliliktaki hassasiyetini gostermesi acisindan, esine az rastlanir muthis bir misaldir: "Mumkun olan aletlerin uzerine keceler sariniz ki, fazla gurultu olmasin ve Ehli Beyt'in ve burada yatanlarin ruhlari rahatsiz olmasin!."

Hurmetin Sembolu: Nakibu'l Esraflik

Devleti uli, Fahri Kainat Efendimiz ve O'nun kutlu soyu Ehli Beyt'e, hurmet ve hizmetini, muesseseler kurarak da fiilen gosterme yoluna gitmistir. Sinirlari dahilindeki, Peygamber nesebine mensup Seyyid (Hz. Huseyin) ve serifleri (Hz. Hasan) tek tek kaydederek; her turlu ihtiyac ve hizmetlerini gormek ve secerelerini soy kutuklerine isleyip muhafaza etmek icin, ozel olarak "Nakibu'l Esraflik" muessesesi ihdas etmis ve basina da uli Beyt'e mensup "Nakibu'l Esraf" isimli bir memur atamistir. Peygamber nesline bagli oldugunu belgeleyenlere, birer berat verip kendilerini her cesit vergiden muaf tutmustur. Butun bu hurmet ve imtiyazlarla, topraklarimizda daginik halde bulunan Seyyid ve seriflerin, huzur ve sukun icerisinde hayat surmelerini amaclamistir. Osmanli, Nakibu'l Esraflara hurmet ve ihtiramda o kadar ileri girmistir ki, bazi padisahlarin Eyup Sultan Turbesinde tertiplenen culus merasimlerinde onlara, kilic dahi kusattirmistir. Mesela, III. Ahmed, I. Mahmud ve III. Mustafa'ya, seyhulislam ile beraber Nakibu'l Esraf kilic kusandirmistir. Culuslarda, Osmanli Sultanina ilk once, yine Nakibu'l Esraf bagliligini arzedip dua etmistir. Savaslarda ise, padisahla beraber Nakibu'l Esraf da sefere katiliyor ve Hazreti Peygamberin sancagi dibinde yuruyordu. Sancaki serifin istanbul'dan sefere cikisindan tekrar donusune degin, Nakibu'l Esraf ile maiyetindeki butun Seyyid ve serifler, tekbir ve salavat getiriyorlardi.

Haremi serifin Hadimi Ecdad

Osmanli, Yavuz Sultan'in Misir Seferi sonunda, kendi rizasiyla tabiiyetine giren kutsal topraklarin idaresine ayri bir ihtimam gostermistir. Merkeza otoriteyi egemen kilacak kati bir tavir takinmaktan siddetle kacinmis ve eski idara yapilanmayi muhafaza ederek, yonetimi Ehli Beyt mensuplarina tevda etmistir. Ecdad; "Haremi serifin hadimi olma" telakkisini, mukaddes topraklarin elinden cikacagi ana kadar surdurmustur. Dahasi, devlet adamlarinin, Anadolu'dan Haremeyn'e kadi gonderilmesi teklifini Yavuz Sultan, su sert cevapla geri cevirmistir: "...Mekke, Allah'in (c.c.) haremi, Medine ise Hz.Peygamberin sehridir. Bu zamana gelene kadar onlara tasradan Kadi gonderilmis midir? Mekke ve Medine'nin padisahligi, Hz.Peygamberin evladi kirami elindedir. Ben, o memleketleri askerle cekip almadim. Onlar edep ve saygi ile bana itaat ettiler ve tam baglilik gosterdiler... Bunun icin Allah'a ne kadar hamd ve senalar etsem azdir. Bundan duydugum mutlulugu butun dunyanin padisahligina degismem. Haremeyni serifeyn (Mekke ve Medine) halkina her ne cesit gayret, sefkat, yardim lazim ise esirgemeyin. Sakin ha sakin Mekke ve Medine islerine mudahale etmeyin!"

Engin Ka'be Sevgisi

Padisahlar, devlet islerinin aksamamasi icin, seyhulislamlarin verdigi fetvaya dayanarak bizzat Hacca gidememislerdir. Ancak, mubarek topraklara karsi, adeta bir Veysel Karana gibi de gonul baglamaktan geri kalmamislardir. Resulullah'in, Ehli Beyt'in ve Ashabi Ki-ram'in kabirlerini ihya edip hatiralarini gunumuze kadar tasimaya onculuk etmislerdir. Ayrica, butun Osmanli Hunkarlari, hanim sultanlar ve devlet erkani, Mekke ve Medine'de, bugun bile izleri suren hayir kurumlari, medrese ve imaretler yaptirmak icin birbirleriyle yarismislardir. ute yandan, Fatih doneminde, Haremeyn'e ganimet malindan dokuz bin altin tahsis edilirken; Yavuz devrinde bu odenek, iki yuz bin altina cikarilmistir. Maksatlari, sadece Allah'in rizasini kazanip Resulullah'in sefaatine mazhar olmaktan baska bir sey degildi, Osmanli'nin, hassaten de Ka'be-i Muazzama'ya yonelik alaka, hurmet ve hizmeti bambaskaydi. Cem Sultan'in, hac farizesini ifa ettikten sonra yazdigi su beyitler, herhalde padisahlarin hissiyatlarina tercuman olan en harikulade sozlerdendir: "Kabetullah'a varip bir kez tavaf eyledim/Bin Karaman, bin Acem, bin Memleketi Osman'dir."

Kutsa Hizmetler ve O'nun Memnuniyeti

Ceddimiz, Ka'be ve cevresinin tamir ve imarina, hacilarin her turiu hizmetlerinin gorulmesine ve hac yolunun guvenlik ve isleyisine, ayri bir onem ve titizlik gostermistir. Bu hizmetleri, bir ibadet nesvesi icerisinde yapmis ve devletinin asla gorevleri arasinda gormustur. Mesela, Kanuni'nin, ruyasinda Peygamber E-fendimizin emrini almasiyla, Haremeyn'i hemen amar ve islah etmesi bir olmustu. Hatta, vasiyetinde sahsi servetiyle, hacilar icin su getirecek olan bir vakif dahi kurulmasini telkin etmisti.Peygamberimizin ayak izini basina "tac" yapip gezdiren I. Ahraed'in, Ka'be-i serifte yaptigi tamiratin se-rencami, cok daha carpici ve hayret uyandiricidir. Sultan Ahmed, babasi III. Mehmed'den kalma 50 bin sikke ve uzerinde 227 elmas tas bulunan bir yuzugu Ka'be'nin tamiri icin vakfetmistir. Nitekim, tamirat icin hazirlanan kaliplar ve eritilen madenler gemilere yukletilerek Misir'a, oradan da develerle Ka'be'ye goturulmustur. Surre Emini Hasan Pasa, kutsa gorevi tamamladiktan sonra, Ka'be'den cikartilan altin oluk ve bazi esyalari alarak, hususa yerlerine konmak uzere Dersa-adet'e getirmistir. Getirilen mukaddes emanetleri korumak amaciyla vazifelendirilen, muhlis bir gonul ehli olan Murtaza, gordugu bir ruyaya dayanarak, bu ulva hizmetin Resulullah katindaki makbuliyeti hakkinda, su muthis intibalari aktarmaktadir: "Bu mukaddes e-manetler yerine yerlestikten sonra nobet sirasi bana gelmisti. Yatsi namazini kildim ve ahsa geldigim zikri mi yaptim ve abdestimle yattim, uyudum. Zahira gozum kapali idi; ama kalp gozum acik idi- Biraz sonra gordum ki, cisim haline gelmis bazi cisimler peyda oldular. Onlardan biri bana dedi ki; gaflet itme, uyan ve halkin yoneldigi yone dogru yuru ki, Peygamber Efendimiz buraya gelmisler ve bu mekani sereflendirmisler. Ben de Sultan'in tahti taratma dogru yurudum ve gordum ki, Hz. Resul etrafinda ashabi ile, Ka'be'den gelen eski altin olugun yaninda sohbet ederler. Onlardan birisi elinde bir paha bicilmez, parlak bir elmas yuzuk ile benden tarafa gelmektedir. Ben dedim ki; 'bu Sultan Ahmed Han'in yuzugudur' Sonra dikkat ettim; meger hatem sureti degil, basit cevherdir ve o kimse getirip bana dedi ki; bunu gorur musun? Hz. Peygamberin makbulu olmustur. Yani Peygamber, bu elmas yuzukten cok memnun kalmistir..."Sultan Abdulaziz'in, Medine-i Munevvere'den gelen bir dilekce kendisine uzatildiginda, hasta yatagindan firlayip da soyledigi su ibret dolu sozler, ceddimizin mukaddes topraklara duydugu engin hurmeti ifade etmesi bakimindan bar numune-i imtisaldir: "Haremeyn'den, Allah Resulu'nun komsularindan gelen talepler, yatarak; edebe aykiri halde dinlenmez!"

Efendimizin Yadigari ve Maneva Temelimiz

Osmanli'nin, Resulullah'a ve kutsal topraklara muhabbet ve hurmetini "Mukaddes Emanetlere" verdigi kiymetten de pekala anlamak mumkundur. Mukaddes E-roanetlerin, Yavuz Sultan zamaninda Osmanli'ya gecisinden ve onlara gosterilen, olculere sigmaz alaka ve hurmetin keyfiyetinden daha evvel bahsetmistik. Mukaddes Emanetlerin Osmanli nezdindeki mualla mevkiini anlatmak icin, klasik eserlerde zikredilen, Sultan III. Mehmed zamanindaki su anekdot dikkat cekicidir: III. Mehmed, Egri Seferi'ne giderken, Hirka-i Saadeti de yanina almis ve bir an bozgun durumu bas gosterince, vak'anuvis Hoca Saadeddin Efen-di'nin; "Padisahim, siz gibi uli Osman Sultani, Peygamber Efendimiz yolunda halife olduktan geru, Hir-ka-i Saadet'i boyle anda giymek, Hak Teala'ya dualar eylemek elbet munasibtir..." sozleri uzerine, tekbirlerle Hirka-i Saadet'i giyerek, askerlerine asiladigi yeni bir heyecan ve hamle ruhuyla muzafferiyete ulasmasini bilmisti.Yavuz'dan itibaren tatbik edilen guzel bir adet de; Hirka-i Saadet Dairesi onunde, asirlar boyunca kirk hafiza, 24 saat nobetlese okutulan Kur'an tilavetidir. Halit Ziya Usakligil, bu guzel uygulamanin, Osmanli insani uzerindeki derin tesir ve yansimalari hakkinda, su ilginc musahedeleri nakletmektedir: "Uzaktan, yakindan gelmis vezir, vuzera, avamdan insanlarin, minareden duyulan ezan, huzurda okunan Kur'ani Kerim tilavetleri, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hirkasini uzaktan goren, bir imkanini bulup yuzunu hirkaya surebilen gozu yasli, gonlu huzur ve husu dolan insanlarin maneva heyecanini gordum. Kendimde, fena duygulardan arindigimi, ruhana bir zevkle doldugumu hissettim." Yahya Kemal Beyatli'nin, "Aziz istanbul" isimli e-serinde, daha da ueri gidip bu hususta vardigi hukum; tum ruhumuz ve benligimizle tasdikleyecegimiz ebeda bir hakikattir: "Gezintilerimde bir hakikati kesfettim. Bu devletin iki maneva temeli vardir: Fatih'in, Ayasof-ya minaresinden okuttugu ezan ki, hala okunuyor!.. Selim'in, Hirka-i Saadet ununde okuttugu Kur'an ki, hala okunuyor!.."

Surre Alaylari ve Kutsal Yolculuk

Devleti uli islam'in, mukaddes topraklara meftuniyetini asikar kilan diger guzel adeti de; her yil hac mevsiminde mubarek mekanlara ugurladigi "Surre Alaylaradir. uelebi Mehmed devrinde ilk koz tertiplenen Surre Alaylari, istanbul'dan Mekke ve Medine'nin Soyyid, serit, ulema vn fakirlerine gonderilen para ve hususa hediyeleri goturen, aslinda bir tur hayir kervani idi. Hediyelerin icerisinde en fazla kiymet bicileni Ka'be ortusuydu ve yenisiyle degistirilen eski ortu, buyuk bir hurmet ve itina ile getirilerek paylasiliyor ve cesitli camilere dagitiliyordu. Alaylarin hazirlanisi, u-gurlama toreni, kervanin gectigi yerlerdeki karsilama ve ta'zim gosterileri, Osmanli aleminde ibadet hassasiyetiyle yapiliyordu. Hacilarin ve Surre kervaninin gececegi yollarin bakimi ve tamiri, koprulerin saglamligi, gecitlerin emniyeti, konaklama hizmetlerinin duzgunlugu ve eskiya veya yagmaci kabilelerden korunmasi gibi bircuk hususlarda itina sarfetmeleri icin, e-yalet pasalari, sancak beyleri, kadilar, naipler ve sair gorevlilere, ozel talimatlar veriliyordu. Devlet, Surre Alaylari'na o denli ehemmiyet veriyordu ki; cokus devrine girdigi Cihan Harbi esnasinda dahi, Sultan Re-sad, yabancilardan borc almak pahasina da olsa, ecdadindan tevarus eden bu harikulade gelenegi terketme-mis ve kesintiye ugramasina musaade etmemistir.

Haremeyn'e Hazin Veda

Osmanli, fiilen yikildigi Mondros Mutarekesi sirasinda bile, Peygamberimize ve O'nun beldesine hurmet ve bagliligini, kaninin son damlasina kadar korumaktan cekinmemistir. "uol Kaplani" payosiyle marut Fah-reddin Pasa'nin, ingilizlere karsi giristigi destansi ve hazin "Son Medine Mudafaasi", bunun en muhtesem bir misalidir. Kutsal topraklan ingilizlere vermemek i-cin sonuna kadar direnen Fahreddin Pasa, Hazreti Peygambere olan sonsuz askini; gozyaslari icinde, su dramatik sozlerin, adeta haykirmisti:
"Ey Nass! Malumunuz olsun ki, seca ve kahraman as kerlerim, butun islam'in sirtini dayadigi yer, maneval gucun destegi, Hilafetin gozbebegi olan Medine'yi! son fisengine, son damla kanma, son nefesine kadar muhafazaya ve mudafaaya me'murdur. Buna Musluman'ca, askerce azmetmistir. Bu asker, Medine'nin enkazi ve nihayet Ravza-i Mutahhara'mn yesil turbesi al-l tinda, kan ve atesten dokunmus bir kefenle gomulmedikce, Medine-i Munevvere kalesinin burclarindan ve nihayet Mescidi Saadet minareleriyle yesil kubbesin-l den al sancagi alinmayacaktir! Allahu Toala bizimle! beraberdir! sefaatcimiz O'nun Rasulu, Peygamber E-fendimizdir! Ey butun tarihi essiz kahramanlar; san vel serefle dolu Osmanli ordusunun yigit zabitleri! Ey her] cenkte cihani tir tir titretmis, asla kimseye boyun egmeyerek daima namus ve din borcunu kaniyla odemis, seca Mehmetciklerim, kardeslerim, evlatlarim! Gelini hep beraber Allah'in ve iste huzurunda husu ve vecd il cinde gozyaslari doktugumuz Peygamber (s.a.v.)'inl karsisinda, ayni yemini tekrar edelim ve diyelim ki; Ya| Rasulallah, biz seni birakmayizl."

Ceddimizin Mesum Piyeslere Mudahalesi

Ecdadimiz, islam'a, Peygamberimize ve diger kutsalI degerlere hurmet, muhabbet ve hizmetin yani sira, onllan Bati'dan gelen tahripkar ve tecavuzkar, her cinsten saldiriya karsi mudafaa ve "danin izzetini" muhafazayi da, boynunun borcu olarak telakki etmistir. En gucsuz ve buhranli zamanlarinda dahi bu yuce gayeden asla vazgecmemistir. ingiltere ve Fransa'da, mukaddesata hakaretlerle dolu menhus tiyatrolara mudahalede, Sultan Abdulhamid'in sahsinda soylu ceddimizin, ne denli dakik ve duyarli oldugunu uluslar arasi platformda cereyan eden su hadiseler acikca gostermekte-) dir:ilk misal, Fransiz Yazar Volter'in kaleme aldigi ve Paris'te sahneye konan "Muhammed yahut Taassub" i-simli piyesle ilgilidir. Piyesin tepkiye sebep olan eni dikkat cekici ozelligi, Peygamber Efendimizi kucuk dusurmeye matuf olmasiydi, Abdulhamid, oyunu duyar duymaz elcilik vasitasiyla harekete gecmis ve oyunun durdurulmasini; aksi halde bunun bir siyasa mesele yapilacagini Fransiz Hukumeti'ne ulastirmisti. Fransizlar piyesi kaldirmislar; lakin bu seferde ayni o-yunun, angiltere'ye ufeuiP Londra'da sahnelenmesine mani olunamamisti, Bu kez Abdulhamid, Fransizlara uektigi ultimatomu aynon ingiliz Hukumeti'ne de gonderocokti. ingiltere Hukumeti ise, gec; kalindigi, biletlerin cnktan dagitildigi; esasen boyle bir hareketin vatandaslarin hurriyetine tecavuz olacagi karsiligini vermisti. Fakat Sultan, tekrar oyle bir ultimatom yazacakti ki, ingiltere'ye tiyatroyu hemon durdurmaktan baska care kalmayacakti. Abdulhamid, soyle demisti: "Muslumanlarin Halifesi olarak, 'ingilizler Peygamberimizi karalayici hakaretler ediyorlar diyo islam ule-mi'ne bildiri gonderecegim! Buyuk Cihad ilan nrieco-gim!."
Verecegimiz diger misal de yine Fransa'da cereyan etmistir, Taninmis Fransiz Yazar Markide Bnrnier, "Muhammed" isimli manzum bir dram yazmis ve bunu komedi Franz Tiyatrosu'na 1888'de kabul ettirip programina aldirmaya ve sahne provalarinin da 1890'da baslatilmasina muvaffak olmustu, Piyes, peygamberimizi sahnede gosterdigi gibi, O'nu ve islam Dini'ni asagilayici bir muhtevaya sahipli. Abdulhamid, duruma derhal mudahale ederek butun Fransa'da oyunun temsilini, her zaman oldugu gibi yasaklatmayi yine basarmisti. Emeline Fransa'da ulasamayan yazar, bu defa piyesini ingiltere'de oynatmak icin meshur ingiliz aktor irvinc ve Londra Lyceum Tiyatrosu ile anlasma yoluna gitmisti. Abdulhamid, bu esebbusunun da onune gecebilmisti; takat Bornier, teslim olacak gibi degildi. 1893'te Fransiz Akademisi'ne secilmesiyle birlikte son kez girisimde bulunmus; ancak hariciye vekili ve aktorlerle anlasma yapildigi ve oyunun oynanacagi ha berinin gazetelerde yer aldigi bahane edilmesine ragmen, digerleri gibi bu da akim kalmis ve Bornier bir defa daha husrana ugramisti.

Son Soz

Ecdad, Haremeyn'e hazin bir sekilde veda etmis olsa da; gonul bagini ve muhabbetini hicbir zaman kesmemis ve azaltmamistir, Ceddimizin Peygamber Efendi-miz'e (s.a.v.) ve Ali Beyt'e gosterdigi engin hurmet ve muhabbet ve sirf O'ndan dolayi deruna bir sovgi ve saygi besledigi kutsal topraklara matuf ilgi ve baglilik da; aynen dunku gibi bugun ve gelecekteki kusaklar tarafindan da kat'a surette devam ettirilip bas taci edilecektir. Zira, bu kalbi alaka, bizim en buyuk siar ve meziyet olarak ozumsedigimiz; asla alameti farikalarimizin, maneva dunyamizin temel dinamiklerinin ve nihayet mevcudiyetimizin en guclu hayat kaynaklarinin basinda gelme vasfini hala korumaktadir.
Referans Adresler