03-22-2007, 12:47 AM
Endonezya nasil Musluman oldu?
Kendi halinde bir tuccardi. Bir gun kumaslari gemiye yukledi. Endonezya'ya gitti, oraya yerlesti. isini orada devam ettirdi. Kumaslari kaliteliydi. Tam da halkin aradigi cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandi. Kazanci az olsun, temiz olsun dusuncesindeydi. Bir gun gec geldi is yerine. Eleman iyi bir kar elde etmisti sattigi mallardan. Merak etti, sordu:
- Hangi kumastan sattin?
-su kumastan efendim.
-Metresini kaca verdin?
-On akceye.
-Nasil olur?" diye hayret etti,
-Bes akcelik kumasi on akceye nasil satarsin? Bize hakki gecmis adamcagizin. Gorsen tanir misin onu?
Eleman gitti, musteriyi buldu, getirdi. Dukkan sahibi musteriyi karsisinda gorur gormez, helallik istedi ve fazla parayi musteriye uzatti. Musteri sasirmisti. Boyle bir durumla ilk defa karsilasiyordu.
-Ne demekti hakkini helal et?
Olay kisa surede dilden dile dolasti. uok gecmeden kralin kulagina kadar vardi. Sonunda kral kumas tuccarini saraya cagirdi. Kral sordu:
-Sizin yaptiginiz bu davranisi daha once biz ne duyduk, ne de gorduk. Bunun asli nedir?
-Ben, dedi tuccar, bir Musluman'im. islam dini boyle emreder. Musterinin bana hakki gecmisti. Dolayisiyla kazancima haram girmisti. Ben sadece bir yanlisi duzelttim.
Kral,
-islam nedir, Muslumanlik nedir? gibi pes pese sorular sordu. Birer birer sorularini cevapladi. Kral ilk defa duyuyordu boyle bir dinin varligini. Fazla zaman gecirmeden islam'i kabul etti. Daha sonra kisa sure icinde de halk Musluman oldu.
250 milyonluk nufusa sahip olan bugunku Endonezya'nin Muslumanligi kabul etmesindeki sir sadece bes akcelik kumasti. Yapilan tek sey vardi sadece: inandigi gibi yasamak, sahip oldugu guzellikleri cevresiyle paylasmakti. Efendimizin mujdesi herkese acik: "Dogru ve guvenilir tuccar, kiyamet gununde peygamberler, siddiklar (dogrular) ve sehitlerle beraberdir." Yani, asil etkili olan soz dili degil, hal diliydi. Konusmaktan cok yasamakti. Anlatmaktan ziyade davranis dilinin devreye girmesiydi.
Kendi halinde bir tuccardi. Bir gun kumaslari gemiye yukledi. Endonezya'ya gitti, oraya yerlesti. isini orada devam ettirdi. Kumaslari kaliteliydi. Tam da halkin aradigi cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandi. Kazanci az olsun, temiz olsun dusuncesindeydi. Bir gun gec geldi is yerine. Eleman iyi bir kar elde etmisti sattigi mallardan. Merak etti, sordu:
- Hangi kumastan sattin?
-su kumastan efendim.
-Metresini kaca verdin?
-On akceye.
-Nasil olur?" diye hayret etti,
-Bes akcelik kumasi on akceye nasil satarsin? Bize hakki gecmis adamcagizin. Gorsen tanir misin onu?
Eleman gitti, musteriyi buldu, getirdi. Dukkan sahibi musteriyi karsisinda gorur gormez, helallik istedi ve fazla parayi musteriye uzatti. Musteri sasirmisti. Boyle bir durumla ilk defa karsilasiyordu.
-Ne demekti hakkini helal et?
Olay kisa surede dilden dile dolasti. uok gecmeden kralin kulagina kadar vardi. Sonunda kral kumas tuccarini saraya cagirdi. Kral sordu:
-Sizin yaptiginiz bu davranisi daha once biz ne duyduk, ne de gorduk. Bunun asli nedir?
-Ben, dedi tuccar, bir Musluman'im. islam dini boyle emreder. Musterinin bana hakki gecmisti. Dolayisiyla kazancima haram girmisti. Ben sadece bir yanlisi duzelttim.
Kral,
-islam nedir, Muslumanlik nedir? gibi pes pese sorular sordu. Birer birer sorularini cevapladi. Kral ilk defa duyuyordu boyle bir dinin varligini. Fazla zaman gecirmeden islam'i kabul etti. Daha sonra kisa sure icinde de halk Musluman oldu.
250 milyonluk nufusa sahip olan bugunku Endonezya'nin Muslumanligi kabul etmesindeki sir sadece bes akcelik kumasti. Yapilan tek sey vardi sadece: inandigi gibi yasamak, sahip oldugu guzellikleri cevresiyle paylasmakti. Efendimizin mujdesi herkese acik: "Dogru ve guvenilir tuccar, kiyamet gununde peygamberler, siddiklar (dogrular) ve sehitlerle beraberdir." Yani, asil etkili olan soz dili degil, hal diliydi. Konusmaktan cok yasamakti. Anlatmaktan ziyade davranis dilinin devreye girmesiydi.