03-22-2007, 12:37 AM
Agizdaki Tasin Hikmeti
Birgun hazret-i Ebu Bekr 'r.a.', hazret-i Fahr-i alem seyyid-i veled-i adem Nebiyyi muhterem ve habab-i mukerremin 's.a.v.' huzur-i seraflerinde, se'adetle otururlarken; Bir bedbaht kotu huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebu Bekre dil uzatip, yakisiksiz sozler soyledi. Hazret-i Server-i kainat; o edebsiz, Ebu Bekre edebsizlik etdikce; birsey soylemez, ba'zan da tebessum eder idi. Hazret-i Ebu Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizligi haddi asinca; zarura olarak gadaba gelip, birkac soz soyleyince; hazret-i Fahr-i kainat, se'adetle ve devletle yerinden kalkip, gitdi. Hazret-i Ebu Bekr 'radiyallahu teala anh' Sultan-i Enbiyanin ardina dusup, yetisdi ve dedi ki:
- Ya Resulallah! Nicin, bir hayasiz, edebsizlik edip, gonul incitirken, susu, birsey soylemediniz. simdi, ben ona soyleyince, kalkip, gitdiniz; sebebi nedir.
Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resul-i sakaleyn 's.a.v.' buyurdu ki:
- Ya Siddak! O hayasiz ve bedbaht sana dil uzatmaga basladigi zeman, Allahu teala bir melek gonderdi ki, o kimseyi karsilayip, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; soylemege basladin. O melek gidip, yerine iblas geldi. iblas-i la'anin oldugu yerde, ben durmam.
Hazret-i Ebu Bekr-i Siddak 'r.a.' ondan sonra, vaktli vaktsiz soz soylememek icin, mubarek agzina bir tas koyar idi. Ne zeman soz soylemek lazim gelse, evvela fikr ederdi. Bir soz soyliyecegi zeman, o sozu kendi kendine nice zeman dusunur, tefekkurden sonra, mubarek agzindan o tas parcasini cikarip, ne soz soyliyecek ise soyler idi. Sonra o tas parcasini mubarek agzina alip, tesbah ve tehlal ile mesgul olurdu. Kimseye, hayrdan ve serden dunya kelami soylemez, eger kat'a lazim ise ve cok efdal ise, soylerdi. Yoksa, gecede ve gunduzde tesbah ve tehlal ile mesgul idi.
Birgun hazret-i Ebu Bekr 'r.a.', hazret-i Fahr-i alem seyyid-i veled-i adem Nebiyyi muhterem ve habab-i mukerremin 's.a.v.' huzur-i seraflerinde, se'adetle otururlarken; Bir bedbaht kotu huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebu Bekre dil uzatip, yakisiksiz sozler soyledi. Hazret-i Server-i kainat; o edebsiz, Ebu Bekre edebsizlik etdikce; birsey soylemez, ba'zan da tebessum eder idi. Hazret-i Ebu Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizligi haddi asinca; zarura olarak gadaba gelip, birkac soz soyleyince; hazret-i Fahr-i kainat, se'adetle ve devletle yerinden kalkip, gitdi. Hazret-i Ebu Bekr 'radiyallahu teala anh' Sultan-i Enbiyanin ardina dusup, yetisdi ve dedi ki:
- Ya Resulallah! Nicin, bir hayasiz, edebsizlik edip, gonul incitirken, susu, birsey soylemediniz. simdi, ben ona soyleyince, kalkip, gitdiniz; sebebi nedir.
Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resul-i sakaleyn 's.a.v.' buyurdu ki:
- Ya Siddak! O hayasiz ve bedbaht sana dil uzatmaga basladigi zeman, Allahu teala bir melek gonderdi ki, o kimseyi karsilayip, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; soylemege basladin. O melek gidip, yerine iblas geldi. iblas-i la'anin oldugu yerde, ben durmam.
Hazret-i Ebu Bekr-i Siddak 'r.a.' ondan sonra, vaktli vaktsiz soz soylememek icin, mubarek agzina bir tas koyar idi. Ne zeman soz soylemek lazim gelse, evvela fikr ederdi. Bir soz soyliyecegi zeman, o sozu kendi kendine nice zeman dusunur, tefekkurden sonra, mubarek agzindan o tas parcasini cikarip, ne soz soyliyecek ise soyler idi. Sonra o tas parcasini mubarek agzina alip, tesbah ve tehlal ile mesgul olurdu. Kimseye, hayrdan ve serden dunya kelami soylemez, eger kat'a lazim ise ve cok efdal ise, soylerdi. Yoksa, gecede ve gunduzde tesbah ve tehlal ile mesgul idi.