06-30-2008, 10:25 PM
Eskiden beri şefaat mevzusu münakaşa edilmiştir. Bazı sapık fırkalar herhangi bir dini delile dayanmadan, şahsî te'villerle şefaati inkar cihetine gitmişlerdir. Ehl-i Sünnet ülemâsı şefaatın hak olduğunda ittifak eder.
Bu tartışma mevzuu üzerine Nevevî, Kâdı İyaz' dan şu açıklamayı kaydeder: "Ehl-i Sünnet'e göre şefaat aklen câizdir. Nakli deliller açısından da vacibtir, çünkü: "O gün Rahmân' ın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez." (Tâhâ; 109. âyeti ile "Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler.." (Enbiya; 28. âyeti ve emsali âyetler açık bir surette şefaatten bahsetmektedir."
Ayrıca, Peygamber Efendimiz (S.A.V. de pek çok hadis-i şeriflerinde şefaatten bahsetmiş, haber vermiştir. Ahirette günahkâr müslümanlar hakkında şefaatin sıhhati hususunda gelen rivayetlerin toplamı tevatür derecesine ulaşır. Selef-i Salih ve ondan sonra gelen Ehl-i Sünnet ulemâsı bu hususta icma etmiştir. Ancak Mutezile' den bazıları ile Hâricîler şefaati inkar etmiştir. Onlar günahkârların cehennemde ebedî kalacakları görüşündedirler. Bu hükme giderken: "Onlara şefaat edicilerin şefaati fayda vermez." (Müddessir; 48. ve "Artık zalimler için ne bir candan dost vardır, ne de sözü dinlenir bir şefaatçi!" (Mü'min; 18. gibi âyetlerle delillendirmişler. Halbuki bu âyetler kâfirler hakkındadır.
Onların, şefaat hadislerini derecelerin ziyadeleşmesi ile te'vil etmeleri bâtıldır. Hadislerin elfazı, onların görüşlerinin bâtıl olduğu ve kendilerine ateş vacib olanların şefaatte ateşten çıkarılacağı hususunda pek sarihtir.
Kâdı İyaz bu açıklamadan sonra şefaatin beş kısım olduğunu belirtir:
Peygamber Efendimiz (S.A.V' e has olan şefaat: Bu, kıyamet günü Mevkif denen hesap bekleme yerinin korkusuna karşı rahatlama ve hesabın te'ciline müessir olan şefaat.
Bir kısım mü'minlerin hesap görmeden cennete girmelerinde müessir olan şefaat. Bu da Peygamber Efendimiz (S.A.V' e verilen bir şefaat yetkisidir.
Ateşe girmeleri vacib olanlara karşı şefaat. Bu şefaatı Peygamber Efendimiz (S.A.V ve bir de Cenab-ı Hakk' ın dilediği kimseler yapacaktır.
Günahkârlardan cehenneme girenler hakkındaki şefaat. Bunların, Peygamber Efendimiz (S.A.V)' in meleklerin, mü'min kardeşlerinin şefaatiyle ateşten çıkacaklarına dair hadisler gelmiştir. Sonra Allah, "Lâ İlahe İllallah" diyen herkesi cehennemden çıkaracaktır.
Cennete gidenlerin cennetteki derecelerinin yükselmesi için şefaat.
Enes bin Malik (R.A) Peygamber Efendimiz (S.A.V)’ e: “Ya Resulallah! Kıyamet gününde bana şefaat et.” dediği zaman, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ona şöyle buyurmuştur: “İnşaallah ben bu şefaatin sahibiyim.” (Tirmizi)
Netice olarak bütün tasarruf ve yardım Allah-u Zülcelal’ e aittir. Fakat Allah-u Zülcelal’ in dilediği peygamberlere ve onların varisleri olan âlim ve sâlih kimselere tasarruf ve yardım etme, şefaat etme hakkı verebileceği bu örneklerle açığa çıkarmış oluyoruz. (ALINTI)..
Bu tartışma mevzuu üzerine Nevevî, Kâdı İyaz' dan şu açıklamayı kaydeder: "Ehl-i Sünnet'e göre şefaat aklen câizdir. Nakli deliller açısından da vacibtir, çünkü: "O gün Rahmân' ın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez." (Tâhâ; 109. âyeti ile "Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler.." (Enbiya; 28. âyeti ve emsali âyetler açık bir surette şefaatten bahsetmektedir."
Ayrıca, Peygamber Efendimiz (S.A.V. de pek çok hadis-i şeriflerinde şefaatten bahsetmiş, haber vermiştir. Ahirette günahkâr müslümanlar hakkında şefaatin sıhhati hususunda gelen rivayetlerin toplamı tevatür derecesine ulaşır. Selef-i Salih ve ondan sonra gelen Ehl-i Sünnet ulemâsı bu hususta icma etmiştir. Ancak Mutezile' den bazıları ile Hâricîler şefaati inkar etmiştir. Onlar günahkârların cehennemde ebedî kalacakları görüşündedirler. Bu hükme giderken: "Onlara şefaat edicilerin şefaati fayda vermez." (Müddessir; 48. ve "Artık zalimler için ne bir candan dost vardır, ne de sözü dinlenir bir şefaatçi!" (Mü'min; 18. gibi âyetlerle delillendirmişler. Halbuki bu âyetler kâfirler hakkındadır.
Onların, şefaat hadislerini derecelerin ziyadeleşmesi ile te'vil etmeleri bâtıldır. Hadislerin elfazı, onların görüşlerinin bâtıl olduğu ve kendilerine ateş vacib olanların şefaatte ateşten çıkarılacağı hususunda pek sarihtir.
Kâdı İyaz bu açıklamadan sonra şefaatin beş kısım olduğunu belirtir:
Peygamber Efendimiz (S.A.V' e has olan şefaat: Bu, kıyamet günü Mevkif denen hesap bekleme yerinin korkusuna karşı rahatlama ve hesabın te'ciline müessir olan şefaat.
Bir kısım mü'minlerin hesap görmeden cennete girmelerinde müessir olan şefaat. Bu da Peygamber Efendimiz (S.A.V' e verilen bir şefaat yetkisidir.
Ateşe girmeleri vacib olanlara karşı şefaat. Bu şefaatı Peygamber Efendimiz (S.A.V ve bir de Cenab-ı Hakk' ın dilediği kimseler yapacaktır.
Günahkârlardan cehenneme girenler hakkındaki şefaat. Bunların, Peygamber Efendimiz (S.A.V)' in meleklerin, mü'min kardeşlerinin şefaatiyle ateşten çıkacaklarına dair hadisler gelmiştir. Sonra Allah, "Lâ İlahe İllallah" diyen herkesi cehennemden çıkaracaktır.
Cennete gidenlerin cennetteki derecelerinin yükselmesi için şefaat.
Enes bin Malik (R.A) Peygamber Efendimiz (S.A.V)’ e: “Ya Resulallah! Kıyamet gününde bana şefaat et.” dediği zaman, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ona şöyle buyurmuştur: “İnşaallah ben bu şefaatin sahibiyim.” (Tirmizi)
Netice olarak bütün tasarruf ve yardım Allah-u Zülcelal’ e aittir. Fakat Allah-u Zülcelal’ in dilediği peygamberlere ve onların varisleri olan âlim ve sâlih kimselere tasarruf ve yardım etme, şefaat etme hakkı verebileceği bu örneklerle açığa çıkarmış oluyoruz. (ALINTI)..