CANAKKALE,DE ANAVARTALAR,DA DUMLUPINAR,DA SAKARYA,DA BIZLER ICIN SEVE SEVE CANLARINI FEDA EDEN ATALARIMIZA ALLAH RAHMET EYLESIN.SIZLERINDE ELLERINE SAGLIK.
tekniker58 Yazılan:emeyine yüreyine yazan ellerine saglık
güzel bir paylaşım
ÇOK SAĞOL ESASINDA CANDY'E
TEŞEKKÜRLER KONUYU BAŞLATAN CANDY'Dİ
Mehmet kocsan Yazılan:CANAKKALE,DE ANAVARTALAR,DA DUMLUPINAR,DA SAKARYA,DA BIZLER ICIN SEVE SEVE CANLARINI FEDA EDEN ATALARIMIZA ALLAH RAHMET EYLESIN.SIZLERINDE ELLERINE SAGLIK.
ÇOK SAĞOL YÜREĞİNE VE ÇANAKKALE RUHUNA SAĞLIK
Çanakkale Ruhu
Çanakkale geçmişimizde ki Hiroşima, Nagasakidir. Bir atom bombası değil belki ama düşen küfrün tek bilek, tek millet olarak, topyekün saldırısıydı. Savaşta alamadıklarını, barışta aldılar. Sömürü topraklarımızı değil, beyinlerimizi işgalle gerçekleşti.
Çanakkale, bir tarihin bitişinin işaretiydi. Belkide vahşi bir saldırının kimyasal silahtan tehilkeli haliydi. Tozdumanla havaya savrulan cesetlerin ve verilen şehtlerin sayısı atom bombasından aşağı kalır değildi. Çanakkale‘de bize saldıranların sayı ve ismini bir kez daha vermek ve hafızaya nisyanın isyanıyla bildirmek gerek. Eski düşman şimdilerde nasıl dost? Küfür ittifak halinde İslam’ın merkezine saldırıya geçmişti. Kazanmaktaki hırsları yaptıkları yığınaktan belliydi. Başkumandanları Hamilton savaşı kazanmaları gerektiğini, aksi halde ellerinde ki müslüman sömürgeleri tutamayacaklarını, yanında ki kumandan Birdwood’a viskisini kaldırmış şerefe derken, söylüyordu.
Peygamberimiz @:
“Küfür tek bir millettir.” diye doğru söylemişti. Kanıtı da ortadaydı.
General Hunter-Weston’un sık sık tekrarladığı; “kayıpdan bana ne?” sözü rehber edinilmişti. Tek hedefleri payitahtı ele geçirmek, Çarlık Rusyası’na komiznime karşı yardım etmekti. Tabi en büyük hedefleri de sömürgeleri korumak ve genişletmekti. Vahşi batının gözü açtı. Halen de aç.
Afrikada inanlar açlıktan, bunlarda tokluktan ölüyorlardı. Ruhlarında doyumsuzlukla futursuzlaşıyor, canavarlaşıyorlardı. İslam medeniyetinin güzelliğini savaşta bile Mehmet’lerimiz onlara gösteriyordu. Osmanlı Ordusu, düşmanına bile merhamet eden bir orduydu. Sayısız örnekleri vardı.
Bu ordunun en büyük genç komutanlarından ve İngiltere’nin savunma bakanı Churchill, takviye kuvvetleri habire boğaza gönderiyordu.Savaşın sonunda kumandanlarına:
Çekmecesinden çıkardığı Kur’an’ı göstererek; “Biz bu Türkleri, bu Kitap‘tan uzaklaştırmadıkça, savaş meydanlarında yenemeyiz.” demesi meşhurdur. Savaşta dünyayı başımıza yığıp, elde edemedikleri zaferleri, içimizdeki ihanet şebekeleriyle nasılda başarmışlar, bunu anlamak ve idrak etmek durumundayız.
Bunun için; bu savaşı, büyüklüğünü,düşmanlarımızın amaçlarını,ecdadımızın imanını çocuklarımıza çok iyi anlatmalıyız. Milli Eğitim Bakanlığı bu işi bir eğitim seferberliğinin parçası saymalı, Çocuklarımızı Çanakkale’ye götürüp, anlatmalıyız.Geçmişin acılarını göstermeliyiz ki, bu günlerin geçmiş acılarına dönülmemesi için idrak ve ruhlarına atinin idrakini, mazinin acılarıyla yoğursunlar.
Dünyanın gelmiş,geçmiş ve gelmesi de muhtemel en büyük savaşını iyi anlamalı ve anlatmalıyız.Müttefik kafirleri davul ve zurnalarla karşılamak için, limanlara akın eden osmanlı tebası gayri müslimlerin bugün kurşun gibi maneviyatımıza nasıl kastettiklerini göstermemiz lazım.Sarıldıkları malzemelerin,Çelik tabyaların yapamadığını yapmak için nasıl kullanıldığını göstermek lazımdır.
Bugün kafir işgalcilerin kumandanlarının anladığını, kendi çocuklarımıza anlatamazsak savaşı kazanmış sayılmayız. Zaten ecdadın meydanda kazandığını kaybetmedik mi? Nerde o ruh? Bırakmadılar ki! Kalmasın o ruhtan eser, istiyorlar.
Bakın müttefik orduları Başkumandanı General Jean Hamilton ne diyor:
“…Evet insan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyada hiçbir ordu bu kadar sürekli ayakta kalamaz. Sadece bugün 1800 şarapnel attık. Aylardan beri savaş gemilerimiz mevzilerini bombalıyor. Son derece hırpalanan Türkleri koruyan Cenab-ı Allah’larından ayırmak için başka ne yapılabilir!…”
Beşinci Osmanlı Ordusu Kumandanı Mareşal Liman von Sanders de:
“Bir asker için mutluluk denen birşey varsa, Türklerle omuz omuza savamaktır diyebilirim.
Fakir insanlardı; buğday kırığından yapılmış çorba en önemli yemekleriydi; sağlıksız su içerlerdi;çamur barınaklarda yatarlardı; fakat en modern silah ve araçlarla donanmış düşmanlarına karşı aslanlar gibisavaşırlardı.. Bu insanların kalblerinde sadece ve sadece ulvi bir vatan sevgisi vardır. Ölüme onlar kadar gülümseyerek giden bir millet verdi daha görmedim.”
Not: 18 Mart Çanakkale Şehitlerini anma programları vesilesiyle çocuklarımıza ve kendimize Çanakkale’yi iyi anlatalım. Bu arada sahasında en iyilerden biri olan; Mehmet Niyazi’nin “Çanakkale Mahşeri” kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Selam ve dua ile…
Hasan Ahmet Evliyaoğlu
Çanakkale Savaşı (18 Mart) Hakkında Menkıbeler
Seyit Ali Onbaşı
Çanakkale Savaşları'nda Deniz Savaşları sırasında Seddü'l- bahir açıklarında bulunan düşman gemileri Morto Koyu ile Seddü' l- bahir tepesini sürekli bombardıman altına almışlardı. Türk mukavemeti gittikçe azalıyordu. Kendilerini Allah' ın koruyuculuğuna bırakan Türk birlikleri şehitlik mertebesine ulaşmayı arzu edercesine, kaçmak yerine son gayretleriyle mücadele ediyorlardı.
Bu sırada bir İngiliz gemisinden atılan büyük bir bomba Morto Koyu sırtlarındaki bir topçu birliğimizi toptan imha etti. İçlerinden yalnızca Seyid Ali Çavuş kurtulmuştu. Çavuş etrafındaki manzara karşısında duyduğu ızdırap ile dünyada eşine az rastlanacak bir olay gerçekleştirdi.
Duyduğu acı ile normalde üç kişinin zor taşıdığı 257 kiloluk bombayı yerinden tek başına kaldırdı, taşıdı, topun namlusuna sürdü ve ateşledi. Bu mermi gideceği yeri de biliyordu. Queen Elizabeth gemisinin bacasından içeri girdi ve gemi ortadan ikiye ayrılarak battı.
Burada, 257 okkalık bir mermiyi kaldırarak olağanüstülük gösteren Seyit Ali Onbaşı ile ilgili menkıbeyi Mehmet İhsan GENİŞÇAN, eserinde şöyle anlatıyor:
" Ne hikmetse bataryada tek top ayakta kalabilmiş, fakat onun da vinci kırılmış olduğundan mermileri namluya sürülemiyordu. Yüzbaşı Hilmi Bey , etrafından birilerinden yardım alabilmek düşüncesiyle bataryadan uzaklaştığı sırada Niğdeli Ali ile Koca Seyit ümitsiz ve perişan ne yapacaklarını düşünüyorlardı.
" Ulu ve yüce Allah' tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur. " duası Seyit' in ağzından nûr tanesi gibi dökülmeye başladı.
Seyit Ali, bu duayı defalarca okudu. Bu yakarış şüphesiz hiç kimseninkine benzemiyordu. Aşk ile kendinden geçmesi ve 257 okkalık top mermisini kucaklayıp omzuna alması bir oldu. Demir basamakları tam üç kez inip çıktı. Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyit ' in göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyordu. Topun namlusuna sürülen üçüncü mermi savaşın kaderini böylece değiştiren olayı yaratmış ve İngilizler' e ait "Ocean" isimli zırhlı, bu merminin isabetiyle korkunç yara almıştır.
Aynı gün geç saatlerde Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, ödül olarak Seyit' e onbaşılık rütbesini verdi. Merminin bir defada kendi huzurunda kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Seyit Onbaşı, Cevat Paşa' ya şu cevabı verdi:
" Ben bu mermileri kaldırırken gönlüm, Allah'ın feyziyle doldu. Ancak bu kuvvetin sırrı o anda bana Allah' ın ihsan ettiği bir vergi idi. Bu ağırlığı kaldıracak kadar bir makam varmışsam bu dua ve rıza ile olmuştur. Ancak şimdi kaldırmam mümkün değildir kumandanım"
Gazi Mustafa Kemal Paşa
Türkler'in başkanı M. Kemal'in Omega saatinin parçalanması suretiyle kendisine hiçbir şey olmamasıdır. Bu olay, Anadolu'nun pek çok yerinde, farklı şekilde anlatılır. Bu olay' yazılı olarak en güzel şekilde Ruşen Eşref Ünaydın'ın "Mustafa Kemal ile Mülakat" adlı eserinde şöyle verilir:
"Buraya kadar muhaveremizi sakin bir vaziyette dinleyen Yüzbaşı Cevat Bey, Paşa'nın yaveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle:
_"Bu şarapnel parçasından biri Paşa'nın göğsünü okşamıştır!"dedi.
_Nasıl? Dedim.
Paşa, tespihi ile oynuyordu. Cevat Bey, parlak çizmelerindeki mahmuzları şıkırt yaparak, göğsünün sol tarafındaki nişan kurdeleleri sırası ve ipek kordonu kabaresine şöyle anlatıyordu:
-Bulunduğumuz yer tamamen muhacimlerin arası idi.Paşa da ilerleyen efradımızı seyrederken göğsüne bir şeyin kuvvetlice çarptığını duymuştur.
-Evet sağ taraftan ceketimde bir kurşun yeri gördüm.Yanımda bulunan zabit(Rahmetli Nuri Canker Bey)"Efendi,vuruldunuz" dedi.Ben böyle bir söz şuyu bulursa askerimizin kuvve-i maneviyesi üzerinde yapacağı tesiri düşündüm.
Elimle zabitin ağzını kapadım.
"Sus" dedim.
Cevat Bey devam ediyordu.
-"Bir şarapnel misketi,göğsünün sağ tarafını tamamen Omega saatinin bulunduğu cebe isabet etmişti.Saat, parça parça oldu, fakat o darbe,Paşanın göğsünde hafif bir leke bırakmaktan ileri geçmemiştir."dedi.
-O saat sizin için tarihi bir saattir.Görebilir miyim efendim?dedim.
Paşa:
-"O saatin enkazını,bu muharebeden sonra Liman Paşa hatıra olarak aldılar.Bana da kendilerinin aile-i asalet armasını havi bulunan saatlerini verdiler.
Cevat Bey saati gösterdi.Omega markalı siyah bir saat.Arkasında bir taç ve "L.2." markaları ve Paşanın kırılan saatide Mekteb-i Harbiyeden beri sakladığı Omega markalı kuvvetli bir talebe saati imiş.Cevat Bey Zenınnth marka bir bilezik saatini gösterdi ki onu Mustafa Kemal Paşaya o kurşunun değdiği esnada yanında bulunan genç Mülazım vermiş.
Askerin bu kadar yanında giden, onlara ön ayak olan bir Kumandana en zorlu düşmanların bile dayanamayacağına aklım eriyordu.
Omega saati,Türk milleti için kendini feda etti,Komutan Mustafa Kemal'i kurtardı. Türk ordusunun Kumandanını,Türk milletini,Ortadoğu'yu, insanlığı kurtardı.
Yahya Çavuş ve Takımı
Çanakkale Muharebelerinin en ateşli saldırıları sırasında Morto Koyu' ndan çıkartma yapan bir İngiliz birliğine karşı Seddü' l- bahir tepesinde bulunan Yahya Çavuş ve takımı (15 kişi) büyük bir inançla engel olmaya çalışıyorlardı. Karşılarında bulunan bir birliğe karşı 15 kişi gönülden savaşarak engel olmaya çalıştılar. Tam üç gün ve üç gece bir birliğe bir takım olarak karşı geldiler. Onları durdurdular. Gelibolu Yarımadası' nın içlerine girmelerine 15 kişilik bir kuvvetle engel oldular. Sonunda yardımcı kuvvetlerin gelmesine yakın hepsi Allah' ı arzu ettiler. Şehitlik mertebesiyle Allah' a ulaştılar.
Conkbayırı Üzerindeki Bulutlar
Çanakkale' de en çok anlatılan menkıbe şudur:
Conkbayırı' nda kara savaşları sırasında 57 tümen her gün çamaşır değiştirir. Kirlilerini yıkar çalılara asar ve ertesi gün için kurumuş. Sebebi ise eğer şehit olurlarsa Allah'a temiz kıyafetlerle varmaktır. Savaşa çıkmadan önce namazlarını kılar ve ibadet ettikten sonra savaşa başlarlarmış.
Maneviyatı kuvvetli bu insanlar Conkbayırı' ında düşman tarafından kıstırıldıkları anda gökten beyaz-gri bir bulut kümesi 57. Tümenin üzerine inmiş ve bulut yok olduğunda düşman askerleri ne olup bittiğini anlayamamışlar. Zira ortada tek bir Türk askeri bile yokmuş. Gemiden bu olayı seyreden İngiliz Amirali Hamilton daha sonraki savaş anılarında da bu olayı anlatmaktadır.
Bulutun Koruması
Menkıbelerde bir başka mucizevî yardım da bir İngiliz Alayının bulutların içinde kayboluşu biçimindedir. Olay şu şekilde anlatılmaktadır;
" O gün Kraliyet Alayı taze kuvvetlerle bu saldırıda görev aldı. Sağ cenahta yer alan bu alay, daha az bir mukavemetle karşılaştığı için hızla ilerlemeye başlamıştı. Alay, Azmak Deresi' nin kuru yatağını geçmiş, Kayacık Ağrılı mevkiinden Damakçı Bayırı'na doğru yürüyordu. Karşılarında küçük bir tepe vardı.
Tepenin üzerinde garip, soluk renkte bir bulut durmaktaydı.alay, sol taraftaki Ağıl Dere' ye inmeden tepeye doğru ilerledi ve bulutun içine girip kayboldular. Yâni alanda askerlerin Mestan Tepe' den şaşkın bakışları arasında 7-8 değişik bulutla daha birleşerek Trakya istikametine doğru uçup gittiler. Orada bulunan 267 İngiliz askerinden hiçbirinin izine bir daha rastlanamamıştır."
Nusret Mayın Gemisinin
Mutlak Yakalanıştan Kurtulması
Nusret Mayın Gemisi Çanakkale savaşına noktayı koyacak olan görevine çıktığı gece Karanlık Liman ile Seddülbahir arasındaki mayınları toplayıp yerini değiştirirken O''nu koruyan Anadolu Feneri de bir İngiliz Gemisi üzerine projektörleri dikmiş ve gemiyi takibe almıştı. Fakat birden Anadolu Feneri arıza yaptı. Nusret Mayın Gemisi telaşla ışıklarını söndürdü. İngiliz gemisi bu sefer kendi projektörleriyle denizi taramaya başladı.
Geçen dakikalar içinde Nusret Mayın Gemisi tam yakalanacağı anda birden Anadolu Feneri tekrar çalışmaya başladı. İngiliz gemisinin projektörleri üzerine kendi projektörlerini dikti ve iki ışık arasında kalan Nusret muhakkak bir hezimetten kurtuldu. Görevini yerine getirip geri döndüğünde bu heyecana kalbi dayanamayan gemi kaptanı ,Hakkı Bey' in naşını da karaya çıkardı. Anadolu Feneri' nin hiçbir tamirat yapılmadan kendiliğinden çalıştığını öğrenen gemi komutanı Nazmi Bey, bu olayın bir mucize olduğunu daha sonraki günlerde yazdığı günlüğünde bildirmektedir.